Alçağın zıddı nedir ?

Aylin

New member
Alçağın Zıddı Nedir? Bir Kelimenin Peşinden Eski Bir Mahalleye Uzanan Hikâye

Alçağın Zıddı Nedir? Bazen Bir Kelimenin Cevabı Neden Tek Bir Kelime Değildir?

Geçenlerde mahalledeki eski kıraathanenin önünde otururken, yıllardır tanıdığım Cemil Abi'nin torunu Ege yanıma gelip hiç beklemediğim bir soru sordu:

“Abi, alçağın zıddı nedir?”

Öyle sıradan bir soru gibi duruyordu ki önce gülüp geçecektim.

“Yüksek,” dedim.

Ege başını iki yana salladı.

“Öğretmenimiz de öyle dedi ama ben başka bir şey olduğunu düşünüyorum.”

“Nasıl yani?”

“Bir insan için ‘alçak’ diyorsak, ona ‘yüksek’ demek garip olmuyor mu? Yüksek insan diye bir şey var ama o başka. İnsan için ‘iyi’, ‘onurlu’, ‘erdemli’ de diyebiliriz.”

İşte o anda mesele benim için bir kelime sorusundan çıkıp bambaşka bir yere dönüştü.

Çünkü gerçekten de “alçak” kelimesinin karşılığı, cümlenin içinde hangi anlamda kullanıldığına göre değişebiliyordu. Fiziksel anlamda “alçak” denildiğinde karşısına en doğal biçimde “yüksek” çıkıyordu. Fakat “alçakça davranış” dediğimizde artık yükseklikten değil, ahlaki bir değerlendirmeden söz ediyorduk.

O gün Ege'yle başlayan konuşmanın bizi nereye götüreceğini ikimiz de bilmiyorduk.

Eski Sandığın İçinden Çıkan Defter

Ertesi gün Ege beni evlerine çağırdı. Büyükannesinin yıllardır açılmayan ahşap sandığını düzenliyorlardı. Sandığın içinde eski fotoğraflar, mektuplar, sararmış gazete kupürleri ve kenarları kıvrılmış bir defter vardı.

Defterin ilk sayfasında şu cümle yazıyordu:

“İnsan bazen yüksek bir yerde durur ama alçak davranır. Bazen de yere en yakın yerde yaşar ama gönlü herkesten yüksektir.”

Cümlenin altında 1958 tarihi vardı.

Defteri yazan kişi, Ege'nin büyük dedesi Hasan Efendi'ydi.

Hasan Efendi'nin notlarında mahallenin geçmişinden söz ediliyordu. O yıllarda mahallede küçük bir değirmen, birkaç dükkân ve ortak kullanılan bir çeşme varmış. Yağışların azaldığı bir yıl çeşmenin suyu iyice azalınca mahallede ciddi bir anlaşmazlık çıkmış.

Değirmeni işleten erkeklerin bir bölümü suyun önce üretimde kullanılmasını savunmuş. Hasan Efendi ise hesap yapmış, mevcut su miktarını çıkarmış ve herkesin kullanabileceği bir sıra sistemi önermiş.

Fakat hikâyenin ilginç tarafı burada başlamıyordu.

Mahallede yaşayan Fatma Hanım ve birkaç kadın, suyun yalnızca üretim meselesi olmadığını söylemişti. Çünkü suyu evlere taşıyan, çocukların bakımında kullanan, yaşlıların ihtiyaçlarını bilen kişiler çoğunlukla onlardı.

Hasan Efendi hesabı yapmıştı.

Fatma Hanım ise o hesabın kimin hayatını nasıl etkileyeceğini biliyordu.

İki yaklaşım birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki parça hâline gelmişti.

Erkeklerin bazıları sorunu çözmek için ölçüm yapıyor, sıralama çıkarıyor, gelecek haftaların su ihtiyacını hesaplıyordu. Kadınların bir kısmı ise hangi ailenin hastası olduğunu, hangi evde küçük çocuk bulunduğunu, kimin kuyudan su taşıyamayacağını konuşuyordu.

Burada özellikle bir ayrıntı dikkatimi çekti: Defterde erkekler “çözüm odaklı”, kadınlar “duygusal” diye basitçe sınıflandırılmamıştı.

Tam tersine, herkesin farklı becerileri olduğu anlatılıyordu.

Fatma Hanım'ın da son derece stratejik bir önerisi vardı. Su sırasının sadece evlere göre değil, ihtiyaca göre düzenlenmesini istemişti.

Hasan Efendi de bu fikri sayılara dökmüştü.

Sonuçta ortak bir sistem kurulmuştu.

“Yüksek” Her Zaman İyi, “Alçak” Her Zaman Kötü mü?

Bu noktada Ege bana dönüp:

“Demek ki alçak ve yüksek sadece kelime değil,” dedi.

“Evet,” dedim. “Ama dikkat etmek gerekiyor. Kelimeler bağlama göre farklı anlamlar taşıyabiliyor.”

Türkçede “alçak” sözcüğü fiziksel yükseklik bakımından kullanıldığında “yüksek” ile karşıtlık oluşturabilir. Fakat mecaz anlamda “alçak” bambaşka bir anlam kazanır.

Örneğin:

“Alçak duvar.”

Burada karşıt anlam “yüksek duvar”dır.

Ama:

“Alçak bir davranış.”

dediğimizde “yüksek davranış” demeyiz.

Bu durumda “onurlu”, “erdemli”, “dürüst”, “asil” gibi kelimeler bağlama göre karşılık oluşturabilir.

İşin daha ilginç tarafı ise “alçak gönüllü” ifadesidir.

Türk Dil Kurumunun sözlüğünde “alçak gönüllü”; kendini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen kişi anlamında açıklanır.

Yani aynı “alçak” kelimesi, “alçak duvar” dediğimizde fiziksel bir ölçüyü, “alçak davranış” dediğimizde ahlaki bir değerlendirmeyi, “alçak gönüllü” dediğimizde ise olumlu bir kişilik özelliğini anlatabiliyor.

Burada Türkçenin ne kadar esnek ve katmanlı bir dil olduğunu görmek mümkün.

Mahallenin Büyük Tartışması

Defterde hikâye ilerledikçe olay büyüyordu.

Bir süre sonra mahalledeki eski çeşmenin onarılması gündeme gelmişti. Bazı kişiler masrafı azaltmak için yalnızca çatlayan kısmın onarılmasını istiyordu.

Hasan Efendi bunun geçici çözüm olacağını düşünmüş.

“Bugün az para harcarız ama iki yıl sonra yeniden aynı yere döneriz,” diye yazmış.

Buna karşılık Fatma Hanım başka bir soruyu gündeme getirmiş:

“Peki çeşmeyi yeniledikten sonra yaşlılar suyu nasıl taşıyacak?”

Bu soru, teknik tartışmanın yönünü değiştirmiş.

Çeşmenin yüksekliği yeniden ayarlanmış.

Yanına oturulabilecek küçük bir taş bölüm yapılmış.

Su kovalarının rahatça doldurulabileceği bir alan hazırlanmış.

Böylece Hasan Efendi'nin stratejik yaklaşımı ile Fatma Hanım'ın gündelik yaşamı gözeten yaklaşımı birleşmiş.

Bugün bize çok sıradan görünen bu ayrıntılar, o dönemde önemliydi.

Çünkü toplumsal hayatta bir çözümün yalnızca “çalışıyor” olması yetmez. İnsanların o çözümü gerçekten kullanabilmesi de gerekir.

Bir plan kâğıt üzerinde kusursuz olabilir ama insanların gerçek hayatına dokunmuyorsa eksik kalabilir.

Aynı şekilde yalnızca insanların duygularını dikkate almak da sorunu çözmek için yeterli olmayabilir.

Hesap gerekir.

Plan gerekir.

İletişim gerekir.

Güven gerekir.

Ve bazen bütün bunların aynı masada bulunması gerekir.

Tarihten Bugüne Değişen “Yükseklik” Anlayışı

Defterin bu bölümü beni ayrıca düşündürdü.

Tarih boyunca “yüksek” ve “alçak” kelimeleri sadece fiziksel anlamlarda kullanılmadı.

Bir kişinin toplumsal konumu “yüksek” kabul edilebiliyordu. Makam, servet, eğitim, aile geçmişi veya siyasi güç insanları toplumun gözünde yukarı taşıyabiliyordu.

Fakat ahlaki anlamda “yükseklik” başka bir meseleydi.

Zengin olmak, iyi insan olmak anlamına gelmediği gibi fakir olmak da kötü insan olmak anlamına gelmez.

Yüksek bir makamda bulunan kişi alçakça davranabilir.

Toplumun en görünmez insanı ise son derece onurlu bir hayat sürebilir.

İşte kelimelerin tarihsel yolculuğu burada ilginçleşiyor.

“Yukarı” ve “aşağı” gibi fiziksel yönler zamanla toplumsal ve ahlaki anlamlar da kazanmış.

Birinin “yükselmesi”, yalnızca merdiven çıkması değil; makam kazanması, itibar görmesi, güç elde etmesi anlamına gelebilmiş.

Bunun tersinde “alçalmak” bazen fiziksel bir hareketi, bazen de kişinin itibar kaybetmesini anlatmış.

Ama burada önemli bir ayrım var:

Toplumsal statü ile ahlaki değer aynı şey değildir.

Belki de “alçağın zıddı nedir?” sorusu bizi tam olarak bu ayrımı görmeye davet ediyor.

Ege'nin Sorduğu Son Soru

Defteri kapatmaya hazırlanırken Ege yine o ilk soruya döndü.

“Peki abi, öğretmen yarın yine sorarsa ne diyeceğim?”

Gülümsedim.

“Cümlenin tamamını düşün,” dedim.

“Nasıl yani?”

“‘Alçak’ hangi anlamda kullanılmış?”

Sonra birlikte birkaç örnek yazdık:

“Alçak bir tepe.” → “Yüksek bir tepe.”

“Alçak tavan.” → “Yüksek tavan.”

“Alçak bir davranış.” → “Onurlu, erdemli veya dürüst bir davranış.”

“Alçak gönüllü insan.” → “Büyüklenmeyen, mütevazı insan.”

Ege bir süre sustu.

Sonra:

“Demek ki zıt anlamlı kelimeyi bulmadan önce kelimenin ne demek olduğunu anlamamız gerekiyor.”

“Tam olarak öyle.”

Aslında dil öğrenirken çoğu zaman yaptığımız hata da bu.

Bir kelimeye tek bir karşılık ezberliyoruz.

Sonra her yerde aynı karşılığı kullanmaya çalışıyoruz.

Oysa dil, matematikteki gibi her zaman tek bir sonuç vermez.

Bağlam önemlidir.

Ton önemlidir.

Kullanım amacı önemlidir.

Tarih önemlidir.

Hatta bazen aynı kelimenin olumlu veya olumsuz anlam kazanması bile mümkündür.

Türkçedeki zıt anlamlılık üzerine TDK kaynaklarında yapılan çalışmalar da anlamın bağlama, kullanıma ve anlatım biçimine göre değişebileceğini ortaya koyuyor.

Asıl Mesele “Yüksek” Olmak mı?

Eve dönerken aklım hâlâ Hasan Efendi'nin defterindeki cümledeydi:

“İnsan bazen yüksek bir yerde durur ama alçak davranır.”

Belki de hikâyenin asıl sorusu “Alçağın zıddı nedir?” değildi.

Asıl soru şuydu:

“İnsan ne zaman gerçekten yükselmiş sayılır?”

Makam sahibi olduğunda mı?

Daha çok para kazandığında mı?

Herkesten fazla konuşabildiğinde mi?

Yoksa kendisinden daha güçsüz olan birine nasıl davrandığında mı?

Bence burada kesin bir cevap vermektense kavramları ayırmak daha doğru.

Fiziksel anlamda “alçak” kelimesinin karşıtı çoğu durumda “yüksek”tir.

Ahlaki anlamda ise karşıtlık “onurlu”, “erdemli”, “dürüst”, “asil” gibi kelimelerle kurulabilir.

Bu nedenle “Alçağın zıddı nedir?” sorusuna verilecek en kısa cevap “yüksek” olsa da, insan davranışlarından söz ediyorsak mesele bundan çok daha geniştir.

Hasan Efendi plan yapmıştı.

Fatma Hanım insanların ihtiyaçlarını görmüştü.

Biri rakamları hesaba katmış, diğeri o rakamların arkasındaki hayatları fark etmişti.

Üstelik bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye açıklamak da doğru olmaz. İnsanların problem çözme biçimleri cinsiyetten ibaret değildir. Hikâyedeki iki karakterin yaklaşımı, farklı bakışların birlikte kullanıldığında nasıl daha kapsamlı bir çözüm ortaya çıkarabileceğini göstermek için anlamlıdır.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey tam olarak budur.

Bir sorunla karşılaştığımızda hemen “Kim haklı?” diye sormak yerine:

“Kim neyi görüyor?”

diye sormak.

Çünkü bazen biri sorunun hesabını yapar, diğeri sorunun insana dokunan tarafını görür.

Biri yolu çizer, diğeri yolda kimlerin yürüyebileceğini düşünür.

Ve belki gerçek anlamda “yüksek” davranış, bu iki bakışı birbirine üstünlük kurdurmadan yan yana getirebilmektir.

Son Bir Forum Sorusu

Ege'nin sorusu hâlâ aklımda:

“Alçağın zıddı gerçekten yüksek mi?”

Ben artık bu soruya tek kelimelik cevap vermeden önce cümlenin tamamını okumak gerektiğini düşünüyorum.

“Alçak duvar” diyorsak: yüksek.

“Alçak davranış” diyorsak: onurlu, erdemli, dürüst gibi sözcükler.

“Alçak gönüllü” diyorsak: burada iş daha da ilginç; çünkü “alçak” kelimesi zaten olumlu bir anlam kazanmış durumda. TDK'nin tanımı da bunu açıkça gösteriyor.

Belki kelimelerin bize öğrettiği en güzel şey şu:

Bir insanın yüksekliği, bulunduğu yerle değil, davranışlarıyla ölçülebilir.

Peki sizce “alçak” kelimesinin zıddını ararken ilk akla gelen “yüksek” cevabı yeterli mi?

Yoksa insanlardan söz edildiğinde “onurlu”, “erdemli”, “asil” gibi kelimeler daha mı anlamlı?

Siz bir cümle içinde “alçak” kelimesini hangi anlamda kullandığınızda “yüksek” kelimesinin artık doğru karşılık olmadığını düşünüyorsunuz?

Hikâyeyi 1000 kelimeyi aşacak şekilde genişletCinsiyet rollerini karakter çatışmasıyla derinleştir

Hikâyeyi 1000 kelimeyi aşacak şekilde genişlet

Cinsiyet rollerini karakter çatışmasıyla derinleştir

Başlık biçimlendirmesini forum uyumlu hale getir
 
Üst