Sude
New member
[color=]Allah’ı Anmaya Ne Denir? Bir Akşam Sohbetiyle Başlayan Hikâye[/color]
Geçenlerde eski bir arkadaş grubumuzla yaptığımız bir sohbet, beni uzun zamandır üzerinde düşünmediğim bir sorunun karşısında bıraktı: “Allah’ı anmaya ne denir?”
Soruyu ortaya atan Murat’tı. Her zamanki gibi doğrudan konuya girmişti.
“Bunun dinî bir adı var mı?” diye sordu. “Mesela insan Allah’ın adını söylediğinde, dua ettiğinde ya da içinden O’nu düşündüğünde bunun genel adı nedir?”
Masadaki çaylardan biri çoktan soğumuş, diğerlerinin üzerinde ince bir buhar yükseliyordu. Kimimiz sorunun cevabını bildiğimizi sanıyorduk, kimimiz ise bildiğimiz kelimelerin anlamını hiç gerçekten düşünmediğimizi fark ediyorduk.
Ben de o akşam eve dönerken aynı soruyu zihnimde taşımaya başladım.
Ve fark ettim ki mesele yalnızca bir kelimenin karşılığını bulmak değildi. “Zikir” kelimesini biliyorduk ama zikir neydi, sadece dil ile yapılan bir tekrar mıydı, yoksa insanın hayatına yayılan daha geniş bir hatırlama hâli miydi?
Asıl hikâye de burada başladı.
[color=]Eski Defterde Karşıma Çıkan Kelime: Zikir[/color]
Ertesi gün dedemin yıllar önce tuttuğu not defterlerinden birini karıştırırken önüme kısa bir cümle çıktı:
“İnsan bazen unuttuğunu sandığı şeyi değil, hatırlaması gerektiğini unutur.”
Cümlenin kime ait olduğunu bilmiyordum. Dedemin kendi sözü müydü, bir kitaptan mı almıştı, emin değildim. Fakat “hatırlamak” kelimesi beni doğrudan zikir kavramına götürdü.
İslamî terminolojide Allah’ı anmaya genel olarak “zikir” denir. Arapça “dh-k-r” kökünden gelen zikir; hatırlama, anma ve hatırda tutma anlam alanına sahiptir. Dinî bağlamda ise Allah’ı dil ile anmak, O’nu hatırlamak ve insanın dikkatini Allah’a yöneltmesi gibi farklı boyutları ifade eder.
Kur’an’da da zikir kavramı çeşitli bağlamlarda yer alır. Özellikle “Allah’ı çokça zikretmek” vurgusu, zikrin İslam’daki önemli ibadet ve kulluk biçimlerinden biri olduğunu gösterir.
Fakat burada ilginç bir ayrıntı vardı.
Zikir denildiğinde çoğumuzun zihninde hemen tesbih, belirli dualar veya tekrar edilen ifadeler canlanıyordu. Oysa kavram bundan daha geniş bir çerçeveye sahipti.
Bu noktada Murat’ın sorusunu yeniden hatırladım.
“Allah’ın adını söylediğimizde bunun adı ne?”
Cevap basitti:
Zikir.
Ama “zikir nedir?” sorusunun cevabı o kadar basit değildi.
[color=]Murat’ın Defteri, Elif’in Sorusu[/color]
Hikâyedeki ikinci karakterimiz Elif’ti.
Murat olayları çözmeyi seven biriydi. Bir mesele ortaya çıktığında hemen kavramları ayırır, neden-sonuç ilişkisi kurar, “Önce bunu açıklayalım, sonra diğerine geçeriz” derdi. Bu özelliği, onun insanları önemsemediği anlamına gelmezdi. Tam tersine, belirsizliği azaltmanın insanlara yardımcı olduğuna inanırdı.
Elif ise başka türlü düşünürdü.
Bir konu hakkında konuşurken yalnızca “Doğru cevap nedir?” diye sormazdı. “Bu cevap insanda nasıl bir karşılık buluyor?” diye de düşünürdü.
Bir akşam üçümüz yeniden bir araya geldiğimizde Murat masaya küçük bir not bıraktı.
“Zikir = Allah’ı anmak.”
“Tamam,” dedi Elif. “Ama bir insanın Allah’ı anması yalnızca kelime söylemesinden mi ibaret?”
Murat hemen cevap verdi:
“Hayır. Kur’an, dua ve tesbih gibi biçimleri var. Ayrıca kalben hatırlamak da var.”
Elif başını salladı.
“Benim düşündüğüm başka bir şey. İnsan Allah’ı hatırladığında davranışları da değişiyorsa, bunun zikrin anlamıyla bir ilgisi yok mu?”
Murat birkaç saniye sustu.
Sonra not defterine yeni bir başlık attı:
“Zikrin davranışla ilişkisi.”
Elif gülümsedi.
“İşte sen yine konuyu tabloya çevirdin.”
“Tablo yapmak kötü mü?”
“Hayır,” dedi Elif. “Ama bazen tablonun dışında kalan insanı da görmek gerekiyor.”
O an ikisinin yaklaşımının aslında birbirini tamamladığını düşündüm. Murat kavramı berraklaştırıyor, Elif kavramın insan üzerindeki karşılığını sorguluyordu.
Birinin çözüm odaklı bakışı, diğerinin ilişkisel ve empatik bakışıyla birleştiğinde mesele daha bütünlüklü hâle geliyordu.
[color=]Bir Köy Odasından Bugünün Şehrine: Zikrin Toplumsal Hafızası[/color]
Konuyu araştırdıkça başka bir kapı açıldı.
Bugün “zikir” dediğimiz uygulamaları yalnızca bireysel ibadet çerçevesinde düşünmek kolay. Fakat tarih boyunca Allah’ı anma biçimleri toplumların gündelik hayatında da yer aldı.
Köy odalarında yapılan sohbetlerden camilerdeki ders halkalarına, tekkelerdeki zikir meclislerinden evlerde gerçekleştirilen dua ve Kur’an okumalarına kadar farklı dönemlerde insanlar Allah’ı anmayı toplumsal hayatın çeşitli alanlarında yaşattılar.
Burada önemli olan, bütün bu uygulamaların aynı olmadığını bilmek.
İslam tarihinin farklı dönemlerinde ve farklı coğrafyalarda zikir uygulamalarının biçimleri değişmiştir. Tasavvuf geleneklerinde toplu zikirler önemli bir yer edinirken, başka Müslüman topluluklarda bireysel dua, Kur’an tilaveti ve tesbih gibi pratikler daha belirgin olabilmiştir.
Yani “Allah’ı anmak” tek bir kültürel kalıba sığdırılamayacak kadar geniş bir tarihsel tecrübeye sahiptir.
Bir gün eski bir Anadolu kasabasındaki caminin avlusunda otururken bu düşünce aklıma geldi.
Yanımda yaşlı bir adam vardı.
“Biz küçükken,” dedi, “büyüklerimiz sabahları Allah’ın adını anmadan güne başlamazdı.”
Sonra biraz durdu.
“Ama asıl mesele sadece dil değildi. İnsanların birbirine nasıl davrandığı da önemliydi.”
Bu cümle hikâyenin yönünü değiştirdi.
Çünkü zikir kavramını sadece ses, kelime ve tekrar üzerinden düşünmek yerine, onun insanın dikkatini Allah’a yöneltmesiyle ortaya çıkabilecek ahlaki boyutunu da düşünmeye başlamıştım.
[color=]Zikir Sadece Tesbih Çekmek midir?[/color]
Murat bu kez oldukça sistematik ilerledi.
“Bir ayrım yapalım,” dedi. “Allah’ı anmanın çeşitli biçimleri olabilir.”
Gerçekten de İslamî kaynaklarda zikir; Allah’ı anma, dua etme, Kur’an okuma ve Allah’ı hatırlatan ifadeleri söyleme gibi farklı şekillerde ele alınabilir.
“Mesela ‘Sübhanallah’, ‘Elhamdülillah’, ‘Allahu ekber’ demek?” diye sordum.
“Bunlar zikirdir,” dedi Murat.
Elif araya girdi:
“Peki bir insan haksızlık yapma fırsatı bulduğunda Allah’ı hatırlayıp bundan vazgeçerse?”
Murat düşündü.
“Bu doğrudan ‘zikir çekmek’ şeklinde tanımlanmayabilir.”
“Belki,” dedi Elif, “ama Allah’ı hatırlamanın insanın davranışına etkisini gösterir.”
Bu ayrım önemliydi.
Çünkü zikir, teknik anlamda belirli ifadelerin söylenmesini ifade edebildiği gibi, daha geniş anlamıyla Allah’ın hatırda tutulmasını da anlatan bir kavram olarak ele alınabilir.
Ancak burada dikkatli olmak gerekir: Her iyi davranışı otomatik olarak “zikir” şeklinde adlandırmak doğru olmayabilir. Dinî kavramların sınırlarını kaynaklardan bağımsız şekilde genişletmemek gerekir.
Bu nedenle güvenilir kaynaklara başvurmak önemlidir.
Kur’an’da zikir kavramının geçtiği ayetler incelendiğinde, Allah’ı anmanın insanın iç dünyasıyla, ibadet hayatıyla ve toplumsal davranışlarıyla ilişkili farklı bağlamlarda kullanıldığı görülür. Diyanet’in Kur’an ve dinî kavramlara ilişkin açıklamaları da bu konuda başvurulabilecek temel kaynaklar arasındadır.
[color=]Tarihten Bugüne Değişmeyen Bir İhtiyaç: Hatırlamak[/color]
İnsanlık tarihine biraz uzaktan bakınca ilginç bir durum görülüyor.
Teknoloji değişiyor.
Şehirler büyüyor.
İletişim biçimleri değişiyor.
Fakat insanın “Neyi unutmamalıyım?” sorusu değişmiyor.
Eskiden insanlar günün belirli saatlerinde caminin minaresinden yükselen ezanla ibadeti hatırlıyordu. Bugün telefonlarımızda namaz vakitlerini bildiren uygulamalar kullanıyoruz.
Eskiden tesbihler elde taşınıyordu. Bugün bazı insanlar dijital sayaç kullanıyor.
Araçlar değişiyor; fakat hatırlama ihtiyacı devam ediyor.
Bu açıdan zikir kavramını yalnızca geçmişten kalan bir uygulama olarak görmek eksik kalabilir.
Modern insanın en büyük sorunlarından biri sürekli dikkat dağılmasıysa, zikir bir anlamda insanın dikkatini yeniden yönlendirmesi olarak da düşünülebilir.
Elbette bu, psikolojik bir kavram ile dinî kavramı birbirinin yerine koymak anlamına gelmez.
Fakat insanın zihninin sürekli başka şeylere yöneldiği bir dünyada, bilinçli şekilde Allah’ı hatırlama pratiğinin neden Müslümanlar açısından önemli görüldüğünü anlamak daha kolay olabilir.
[color=]Bir Cümleyle Değişen Akşam[/color]
Hikâyenin sonunda yine aynı masadaydık.
Murat defterini kapattı.
“Sonuç belli,” dedi. “Allah’ı anmaya zikir denir.”
Elif çayından bir yudum aldı.
“Evet,” dedi. “Ama artık o kelimeyi eskisinden farklı anlıyorum.”
“Nasıl?”
“Önceden zikir deyince sadece tekrar edilen sözleri düşünüyordum. Şimdi ise Allah’ı anmanın dil, kalp ve hayatla farklı biçimlerde ilişki kurabildiğini düşünüyorum.”
Murat gülümsedi.
“Ben de fazla basit cevap vermeye çalıştığımı fark ettim.”
O akşam eve dönerken kendi kendime şu soruyu sordum:
Bir insan Allah’ın adını ne kadar sık söylediğiyle mi, yoksa Allah’ı hatırlamanın hayatındaki karşılığıyla mı daha fazla düşünmeli?
Belki bunun tek cümlelik bir cevabı yok.
Çünkü zikir, İslam geleneğinde hem sözle yapılan anmayı hem de Allah’ı hatırda tutma fikrini çağrıştıran geniş bir kavramdır. “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu ekber”, “Lâ ilâhe illallah” gibi ifadeler zikir örnekleri arasında yer alır. Dua etmek, Kur’an okumak ve Allah’ı hatırlatan çeşitli ibadetler de bu bağlamda değerlendirilebilir.
Fakat kavramın anlamını yalnızca dildeki tekrar sayısına indirgememek gerekir.
Belki de hikâyenin en önemli noktası burada.
İnsan bazen bir kelimeyi çok iyi bildiğini sanır. Sonra o kelimenin anlamı üzerine gerçekten düşünmeye başladığında, aslında kelimeyi değil yalnızca sesini bildiğini fark eder.
“Zikir” de benim için o kelimelerden biri oldu.
Ve şimdi size sormak istiyorum:
Sizce Allah’ı anmak denildiğinde aklınıza ilk olarak ne geliyor?
Tesbih çekmek mi?
Dua etmek mi?
Kur’an okumak mı?
Kalpten Allah’ı hatırlamak mı?
Yoksa bütün bunların ötesinde, insanın günlük hayatındaki tercihlerini Allah’ı hatırlayarak şekillendirmesi mi?
Belki forumda bu soruya verilecek cevapların çeşitliliği, zikir kavramının insanlar üzerindeki farklı tecrübelerini anlamamıza yardımcı olabilir.
Çünkü bazen bir kelimenin anlamını en iyi sözlük değil, insanların o kelimeyle yaşadığı hayat anlatır.
[color=]Kaynaklara Kısa Not[/color]
Zikir kavramının anlamı ve Kur’an’daki kullanımları incelenirken öncelikle Kur’an-ı Kerim’de ilgili ayetlere, klasik ve çağdaş İslamî kaynaklara başvurmak gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an Yolu Tefsiri, Kur’an-ı Kerim meali ve dinî kavramlara ilişkin çalışmaları güvenilir başlangıç kaynakları arasında değerlendirilebilir. Ayrıca İslam Ansiklopedisi’ndeki “Zikir” maddesi, kavramın tarihî ve tasavvufî boyutlarını daha ayrıntılı incelemek isteyenler için yararlı bir başvuru kaynağıdır.
Bu nedenle sorunun en kısa cevabı şudur:
Allah’ı anmaya “zikir” denir.
Fakat bu kısa cevabın arkasında, sözden kalbe, bireysel ibadetten toplumsal hafızaya kadar uzanan oldukça geniş bir anlam dünyası bulunur.
Geçenlerde eski bir arkadaş grubumuzla yaptığımız bir sohbet, beni uzun zamandır üzerinde düşünmediğim bir sorunun karşısında bıraktı: “Allah’ı anmaya ne denir?”
Soruyu ortaya atan Murat’tı. Her zamanki gibi doğrudan konuya girmişti.
“Bunun dinî bir adı var mı?” diye sordu. “Mesela insan Allah’ın adını söylediğinde, dua ettiğinde ya da içinden O’nu düşündüğünde bunun genel adı nedir?”
Masadaki çaylardan biri çoktan soğumuş, diğerlerinin üzerinde ince bir buhar yükseliyordu. Kimimiz sorunun cevabını bildiğimizi sanıyorduk, kimimiz ise bildiğimiz kelimelerin anlamını hiç gerçekten düşünmediğimizi fark ediyorduk.
Ben de o akşam eve dönerken aynı soruyu zihnimde taşımaya başladım.
Ve fark ettim ki mesele yalnızca bir kelimenin karşılığını bulmak değildi. “Zikir” kelimesini biliyorduk ama zikir neydi, sadece dil ile yapılan bir tekrar mıydı, yoksa insanın hayatına yayılan daha geniş bir hatırlama hâli miydi?
Asıl hikâye de burada başladı.
[color=]Eski Defterde Karşıma Çıkan Kelime: Zikir[/color]
Ertesi gün dedemin yıllar önce tuttuğu not defterlerinden birini karıştırırken önüme kısa bir cümle çıktı:
“İnsan bazen unuttuğunu sandığı şeyi değil, hatırlaması gerektiğini unutur.”
Cümlenin kime ait olduğunu bilmiyordum. Dedemin kendi sözü müydü, bir kitaptan mı almıştı, emin değildim. Fakat “hatırlamak” kelimesi beni doğrudan zikir kavramına götürdü.
İslamî terminolojide Allah’ı anmaya genel olarak “zikir” denir. Arapça “dh-k-r” kökünden gelen zikir; hatırlama, anma ve hatırda tutma anlam alanına sahiptir. Dinî bağlamda ise Allah’ı dil ile anmak, O’nu hatırlamak ve insanın dikkatini Allah’a yöneltmesi gibi farklı boyutları ifade eder.
Kur’an’da da zikir kavramı çeşitli bağlamlarda yer alır. Özellikle “Allah’ı çokça zikretmek” vurgusu, zikrin İslam’daki önemli ibadet ve kulluk biçimlerinden biri olduğunu gösterir.
Fakat burada ilginç bir ayrıntı vardı.
Zikir denildiğinde çoğumuzun zihninde hemen tesbih, belirli dualar veya tekrar edilen ifadeler canlanıyordu. Oysa kavram bundan daha geniş bir çerçeveye sahipti.
Bu noktada Murat’ın sorusunu yeniden hatırladım.
“Allah’ın adını söylediğimizde bunun adı ne?”
Cevap basitti:
Zikir.
Ama “zikir nedir?” sorusunun cevabı o kadar basit değildi.
[color=]Murat’ın Defteri, Elif’in Sorusu[/color]
Hikâyedeki ikinci karakterimiz Elif’ti.
Murat olayları çözmeyi seven biriydi. Bir mesele ortaya çıktığında hemen kavramları ayırır, neden-sonuç ilişkisi kurar, “Önce bunu açıklayalım, sonra diğerine geçeriz” derdi. Bu özelliği, onun insanları önemsemediği anlamına gelmezdi. Tam tersine, belirsizliği azaltmanın insanlara yardımcı olduğuna inanırdı.
Elif ise başka türlü düşünürdü.
Bir konu hakkında konuşurken yalnızca “Doğru cevap nedir?” diye sormazdı. “Bu cevap insanda nasıl bir karşılık buluyor?” diye de düşünürdü.
Bir akşam üçümüz yeniden bir araya geldiğimizde Murat masaya küçük bir not bıraktı.
“Zikir = Allah’ı anmak.”
“Tamam,” dedi Elif. “Ama bir insanın Allah’ı anması yalnızca kelime söylemesinden mi ibaret?”
Murat hemen cevap verdi:
“Hayır. Kur’an, dua ve tesbih gibi biçimleri var. Ayrıca kalben hatırlamak da var.”
Elif başını salladı.
“Benim düşündüğüm başka bir şey. İnsan Allah’ı hatırladığında davranışları da değişiyorsa, bunun zikrin anlamıyla bir ilgisi yok mu?”
Murat birkaç saniye sustu.
Sonra not defterine yeni bir başlık attı:
“Zikrin davranışla ilişkisi.”
Elif gülümsedi.
“İşte sen yine konuyu tabloya çevirdin.”
“Tablo yapmak kötü mü?”
“Hayır,” dedi Elif. “Ama bazen tablonun dışında kalan insanı da görmek gerekiyor.”
O an ikisinin yaklaşımının aslında birbirini tamamladığını düşündüm. Murat kavramı berraklaştırıyor, Elif kavramın insan üzerindeki karşılığını sorguluyordu.
Birinin çözüm odaklı bakışı, diğerinin ilişkisel ve empatik bakışıyla birleştiğinde mesele daha bütünlüklü hâle geliyordu.
[color=]Bir Köy Odasından Bugünün Şehrine: Zikrin Toplumsal Hafızası[/color]
Konuyu araştırdıkça başka bir kapı açıldı.
Bugün “zikir” dediğimiz uygulamaları yalnızca bireysel ibadet çerçevesinde düşünmek kolay. Fakat tarih boyunca Allah’ı anma biçimleri toplumların gündelik hayatında da yer aldı.
Köy odalarında yapılan sohbetlerden camilerdeki ders halkalarına, tekkelerdeki zikir meclislerinden evlerde gerçekleştirilen dua ve Kur’an okumalarına kadar farklı dönemlerde insanlar Allah’ı anmayı toplumsal hayatın çeşitli alanlarında yaşattılar.
Burada önemli olan, bütün bu uygulamaların aynı olmadığını bilmek.
İslam tarihinin farklı dönemlerinde ve farklı coğrafyalarda zikir uygulamalarının biçimleri değişmiştir. Tasavvuf geleneklerinde toplu zikirler önemli bir yer edinirken, başka Müslüman topluluklarda bireysel dua, Kur’an tilaveti ve tesbih gibi pratikler daha belirgin olabilmiştir.
Yani “Allah’ı anmak” tek bir kültürel kalıba sığdırılamayacak kadar geniş bir tarihsel tecrübeye sahiptir.
Bir gün eski bir Anadolu kasabasındaki caminin avlusunda otururken bu düşünce aklıma geldi.
Yanımda yaşlı bir adam vardı.
“Biz küçükken,” dedi, “büyüklerimiz sabahları Allah’ın adını anmadan güne başlamazdı.”
Sonra biraz durdu.
“Ama asıl mesele sadece dil değildi. İnsanların birbirine nasıl davrandığı da önemliydi.”
Bu cümle hikâyenin yönünü değiştirdi.
Çünkü zikir kavramını sadece ses, kelime ve tekrar üzerinden düşünmek yerine, onun insanın dikkatini Allah’a yöneltmesiyle ortaya çıkabilecek ahlaki boyutunu da düşünmeye başlamıştım.
[color=]Zikir Sadece Tesbih Çekmek midir?[/color]
Murat bu kez oldukça sistematik ilerledi.
“Bir ayrım yapalım,” dedi. “Allah’ı anmanın çeşitli biçimleri olabilir.”
Gerçekten de İslamî kaynaklarda zikir; Allah’ı anma, dua etme, Kur’an okuma ve Allah’ı hatırlatan ifadeleri söyleme gibi farklı şekillerde ele alınabilir.
“Mesela ‘Sübhanallah’, ‘Elhamdülillah’, ‘Allahu ekber’ demek?” diye sordum.
“Bunlar zikirdir,” dedi Murat.
Elif araya girdi:
“Peki bir insan haksızlık yapma fırsatı bulduğunda Allah’ı hatırlayıp bundan vazgeçerse?”
Murat düşündü.
“Bu doğrudan ‘zikir çekmek’ şeklinde tanımlanmayabilir.”
“Belki,” dedi Elif, “ama Allah’ı hatırlamanın insanın davranışına etkisini gösterir.”
Bu ayrım önemliydi.
Çünkü zikir, teknik anlamda belirli ifadelerin söylenmesini ifade edebildiği gibi, daha geniş anlamıyla Allah’ın hatırda tutulmasını da anlatan bir kavram olarak ele alınabilir.
Ancak burada dikkatli olmak gerekir: Her iyi davranışı otomatik olarak “zikir” şeklinde adlandırmak doğru olmayabilir. Dinî kavramların sınırlarını kaynaklardan bağımsız şekilde genişletmemek gerekir.
Bu nedenle güvenilir kaynaklara başvurmak önemlidir.
Kur’an’da zikir kavramının geçtiği ayetler incelendiğinde, Allah’ı anmanın insanın iç dünyasıyla, ibadet hayatıyla ve toplumsal davranışlarıyla ilişkili farklı bağlamlarda kullanıldığı görülür. Diyanet’in Kur’an ve dinî kavramlara ilişkin açıklamaları da bu konuda başvurulabilecek temel kaynaklar arasındadır.
[color=]Tarihten Bugüne Değişmeyen Bir İhtiyaç: Hatırlamak[/color]
İnsanlık tarihine biraz uzaktan bakınca ilginç bir durum görülüyor.
Teknoloji değişiyor.
Şehirler büyüyor.
İletişim biçimleri değişiyor.
Fakat insanın “Neyi unutmamalıyım?” sorusu değişmiyor.
Eskiden insanlar günün belirli saatlerinde caminin minaresinden yükselen ezanla ibadeti hatırlıyordu. Bugün telefonlarımızda namaz vakitlerini bildiren uygulamalar kullanıyoruz.
Eskiden tesbihler elde taşınıyordu. Bugün bazı insanlar dijital sayaç kullanıyor.
Araçlar değişiyor; fakat hatırlama ihtiyacı devam ediyor.
Bu açıdan zikir kavramını yalnızca geçmişten kalan bir uygulama olarak görmek eksik kalabilir.
Modern insanın en büyük sorunlarından biri sürekli dikkat dağılmasıysa, zikir bir anlamda insanın dikkatini yeniden yönlendirmesi olarak da düşünülebilir.
Elbette bu, psikolojik bir kavram ile dinî kavramı birbirinin yerine koymak anlamına gelmez.
Fakat insanın zihninin sürekli başka şeylere yöneldiği bir dünyada, bilinçli şekilde Allah’ı hatırlama pratiğinin neden Müslümanlar açısından önemli görüldüğünü anlamak daha kolay olabilir.
[color=]Bir Cümleyle Değişen Akşam[/color]
Hikâyenin sonunda yine aynı masadaydık.
Murat defterini kapattı.
“Sonuç belli,” dedi. “Allah’ı anmaya zikir denir.”
Elif çayından bir yudum aldı.
“Evet,” dedi. “Ama artık o kelimeyi eskisinden farklı anlıyorum.”
“Nasıl?”
“Önceden zikir deyince sadece tekrar edilen sözleri düşünüyordum. Şimdi ise Allah’ı anmanın dil, kalp ve hayatla farklı biçimlerde ilişki kurabildiğini düşünüyorum.”
Murat gülümsedi.
“Ben de fazla basit cevap vermeye çalıştığımı fark ettim.”
O akşam eve dönerken kendi kendime şu soruyu sordum:
Bir insan Allah’ın adını ne kadar sık söylediğiyle mi, yoksa Allah’ı hatırlamanın hayatındaki karşılığıyla mı daha fazla düşünmeli?
Belki bunun tek cümlelik bir cevabı yok.
Çünkü zikir, İslam geleneğinde hem sözle yapılan anmayı hem de Allah’ı hatırda tutma fikrini çağrıştıran geniş bir kavramdır. “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu ekber”, “Lâ ilâhe illallah” gibi ifadeler zikir örnekleri arasında yer alır. Dua etmek, Kur’an okumak ve Allah’ı hatırlatan çeşitli ibadetler de bu bağlamda değerlendirilebilir.
Fakat kavramın anlamını yalnızca dildeki tekrar sayısına indirgememek gerekir.
Belki de hikâyenin en önemli noktası burada.
İnsan bazen bir kelimeyi çok iyi bildiğini sanır. Sonra o kelimenin anlamı üzerine gerçekten düşünmeye başladığında, aslında kelimeyi değil yalnızca sesini bildiğini fark eder.
“Zikir” de benim için o kelimelerden biri oldu.
Ve şimdi size sormak istiyorum:
Sizce Allah’ı anmak denildiğinde aklınıza ilk olarak ne geliyor?
Tesbih çekmek mi?
Dua etmek mi?
Kur’an okumak mı?
Kalpten Allah’ı hatırlamak mı?
Yoksa bütün bunların ötesinde, insanın günlük hayatındaki tercihlerini Allah’ı hatırlayarak şekillendirmesi mi?
Belki forumda bu soruya verilecek cevapların çeşitliliği, zikir kavramının insanlar üzerindeki farklı tecrübelerini anlamamıza yardımcı olabilir.
Çünkü bazen bir kelimenin anlamını en iyi sözlük değil, insanların o kelimeyle yaşadığı hayat anlatır.
[color=]Kaynaklara Kısa Not[/color]
Zikir kavramının anlamı ve Kur’an’daki kullanımları incelenirken öncelikle Kur’an-ı Kerim’de ilgili ayetlere, klasik ve çağdaş İslamî kaynaklara başvurmak gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an Yolu Tefsiri, Kur’an-ı Kerim meali ve dinî kavramlara ilişkin çalışmaları güvenilir başlangıç kaynakları arasında değerlendirilebilir. Ayrıca İslam Ansiklopedisi’ndeki “Zikir” maddesi, kavramın tarihî ve tasavvufî boyutlarını daha ayrıntılı incelemek isteyenler için yararlı bir başvuru kaynağıdır.
Bu nedenle sorunun en kısa cevabı şudur:
Allah’ı anmaya “zikir” denir.
Fakat bu kısa cevabın arkasında, sözden kalbe, bireysel ibadetten toplumsal hafızaya kadar uzanan oldukça geniş bir anlam dünyası bulunur.