Ay üstü alemi ne demek ?

Aylin

New member
Ay Üstü Âlemi Ne Demek? Bir Gece, Eski Bir Kitap ve Gökyüzüne Bakarken Değişen Bir Soru

Geçenlerde eski kitapların arasında dolaşırken, üzerinde yalnızca “Ay Üstü Âlem” yazan sararmış bir not buldum. Notun kime ait olduğunu bilmiyordum. İlk anda bunun astronomiyle ilgili sıradan bir kavram olduğunu düşündüm. Sonra birkaç sayfa karıştırınca meselenin yalnızca gökyüzündeki Ay’la ilgili olmadığını fark ettim.

Asıl ilginç olan, insanların yüzyıllar boyunca gökyüzüne bakıp aslında kendilerini anlamaya çalışmış olmalarıydı.

Bu yüzden konuyu kuru bir felsefe tanımı şeklinde anlatmak yerine, size küçük bir hikâye üzerinden aktarmak istiyorum. Hikâyedeki kişiler tamamen kurgusal; fakat konuşmaların arkasındaki tarihsel fikirler, özellikle Aristotelesçi kozmoloji ile İslam felsefesi geleneğinde görülen ay üstü–ay altı ayrımına dayanıyor.

Hazırsanız geceyi biraz geriye saralım.

1. Bölüm: Çatıdaki Eski Sandık

İstanbul'da yağmurun yeni dinmiş olduğu bir akşamdı. Üniversitede tarih okuyan Deniz, dedesinin evinin çatı katında eski bir sandık bulmuştu.

Sandığın başında yalnız değildi. Çocukluğundan beri arkadaşı olan Murat da yanındaydı. Birkaç dakika sonra Deniz'in ablası Elif geldi. Üçü de birbirinden farklı düşünürdü.

Murat, karşısına çıkan problemi önce parçalara ayırırdı.

“Önce sandığın nereden geldiğini bulalım,” dedi. “Sonra içindeki belgelerin tarihini belirleriz. Ardından kavramın ne olduğunu araştırırız.”

Deniz gülümsedi.

“Daha sandığı açmadan araştırma planı yaptın.”

“Plansız araştırma yapılır mı?”

Elif ise sandığın üzerindeki çizikleri inceliyordu.

“Bence önce neden saklandığını düşünelim,” dedi. “Bir insan neden bir şeyi yıllarca saklar? Belki içerideki bilgi, onu yazan kişi için önemliydi.”

Murat kaşlarını kaldırdı.

“Bu biraz fazla romantik olmadı mı?”

“Sen de her şeyi tabloya çevirmesen olmaz mı?”

Deniz ikisinin arasına girip güldü.

“Tamam. İkinizi de kullanalım. Murat çözsün, Elif anlamını bulmaya çalışsın.”

Sandığın kapağı açıldığında eski defterler, birkaç mektup ve Osmanlıca notlar çıktı. Fakat bir kâğıdın üzerinde Türkçe olarak tek bir ifade vardı:

“Ay Üstü Âlem.”

Deniz'in merakı hemen arttı.

“İşte hikâye burada başlıyor.”

Murat kâğıdı eline aldı.

“Kelime kelime düşünürsek Ay'ın üzerindeki bölge demek.”

Elif başını salladı.

“Bugünkü astronomi açısından bakarsak öyle bir kavram yok. Ay'ın fiziksel olarak üzerinde bulunan ayrı bir âlemden söz etmiyoruz.”

Deniz not defterinin ilk sayfasını çevirdi.

“Demek ki mesele başka.”

Ve gerçekten de başkaydı.

2. Bölüm: Ay'ın Ötesindeki Dünya

“Ay üstü âlem” veya “ay-üstü âlem”, klasik felsefede özellikle Aristotelesçi kozmolojide Ay'ın yörüngesinin üstünde kabul edilen göksel bölgeyi ifade eder.

Buradaki “üst” sözcüğünü bugünkü anlamıyla yükseklik olarak düşünmemek gerekiyor. Kavram, eski kozmolojik modelin yapısına bağlı.

Aristotelesçi düşüncede evren iki temel bölgeye ayrılıyordu:

Ay-altı âlem: Dünya'nın ve değişime uğrayan varlıkların bulunduğu bölge.

Ay-üstü âlem: Ay'ın ötesinde, göksel cisimlerin bulunduğu ve farklı özelliklere sahip olduğu düşünülen bölge.

Ankara Üniversitesi'nin Aristoteles felsefesi üzerine ders materyallerinde de bu ayrım, Aristoteles'in evren modelinin temel özelliklerinden biri olarak aktarılıyor. Bu modele göre ay üstü âlem “eter” adı verilen farklı bir unsurla ilişkilendirilirken, ay altı dünya dört unsurla açıklanıyordu. Açık Ders

Murat hemen araya girdi:

“Yani eski insanlar Ay'dan sonrasını ayrı bir fizik bölgesi olarak düşünüyorlardı.”

“Evet,” dedi Deniz. “Ama sadece uzayın başka bir bölgesi olarak değil. Varlığın özellikleri bakımından da farklı görüyorlardı.”

Elif defterdeki cümlelerden birini okudu:

“Burada asıl ilginç olan, insanların değişimi nasıl düşündüğü.”

Gerçekten de ay altı dünya, oluş ve bozuluşun, yani doğumun, değişimin, yaşlanmanın ve ölümün gerçekleştiği bölge olarak görülüyordu.

İnsan doğuyor.

Bitkiler büyüyor.

Hayvanlar yaşlanıyor.

Dağlar aşınıyor.

Şehirler kuruluyor ve yıkılıyor.

Krallar geliyor ve gidiyor.

Ay üstü dünyada ise bunun tersine süreklilik ve değişmezlik fikri öne çıkıyordu. Aristotelesçi modelde göksel cisimlerin hareketi daireseldi ve göksel âlemin farklı bir madde olan eterden oluştuğu düşünülüyordu. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin “Esîr” maddesi de Aristoteles'in bu anlayışını ve ay üstü âlemi oluş-bozuluştan uzak, göksel varlıklarla ilişkili bir alan olarak açıklıyor. TDV İslâm Ansiklopedisi

Murat bir süre sessiz kaldı.

“Şimdi anladım,” dedi. “Ay üstü âlem aslında insanın yaşadığı dünyanın karşıtı gibi tasarlanmış.”

Deniz cevap verdi:

“Tam olarak karşıtı demek biraz fazla basitleştirmek olur. Ama iki farklı varlık düzenini açıklamak için kullanılan bir ayrım.”

Elif ise pencereden dışarı baktı.

“Belki de insanların gökyüzüne bakarken aslında kendileriyle ilgili bir şey söylediklerini düşünmek gerekiyor.”

3. Bölüm: İnsan Neden Gökyüzünü İkiye Ayırdı?

Bu noktada hikâyenin en ilginç tarafı ortaya çıkıyor.

Çünkü “ay üstü âlem” kavramını anlamak için yalnızca astronomi tarihine değil, insanın dünyayı anlamlandırma biçimine de bakmak gerekiyor.

Eski insan gökyüzüne baktığında düzen görüyordu.

Güneş doğuyor.

Ay hareket ediyor.

Yıldızlar tekrar tekrar aynı gökyüzünde beliriyordu.

Buna karşılık yeryüzünde sürekli değişim vardı.

Bir insan doğuyor, büyüyor ve ölüyor.

Bir bina yapılıyor, sonra yıkılıyordu.

Bir imparatorluk kuruluyor, ardından tarihe karışıyordu.

İşte bu karşıtlık, kozmolojik düşüncenin güçlü sorularından birini doğurdu:

“Gökyüzündeki düzen neden bu kadar sürekli, yeryüzündeki hayat neden bu kadar değişken?”

Aristotelesçi kozmoloji bu soruya kendi döneminin fizik ve felsefe anlayışı içinde bir cevap verdi.

Ay'ın ötesindeki göksel bölge değişmez ve mükemmel hareketlerle ilişkilendirildi. Ay'ın altında ise oluş ve bozuluş hüküm sürüyordu. Modern bilim açısından bu model doğru bir fizik açıklaması değildir; fakat düşünce tarihi açısından son derece önemlidir.

Çünkü insanlar yalnızca gökyüzünü açıklamaya çalışmıyordu.

Kendi hayatlarını da açıklamaya çalışıyordu.

Murat deftere bir çizim yaptı.

“Şuraya gökyüzünü, buraya yeryüzünü koyarsak…”

Elif gülümsedi.

“Sen yine şema yaptın.”

“Çünkü işe yarıyor.”

“Ben de insan tarafını ekliyorum.”

Elif çizimin yanına üç kelime yazdı:

Doğum – Bağ – Ölüm

Deniz biraz düşündü.

“İşte ay altı dünya.”

Murat:

“Değişim.”

Elif:

“İlişkiler.”

Deniz:

“Ve anlam arayışı.”

Üçü bir süre sustu.

Belki de eski kozmolojilerin en güçlü tarafı buydu: Evren hakkında konuşurken aynı zamanda insanın korkularını, umutlarını ve düzen arayışını da anlatıyorlardı.

4. Bölüm: Erkeklerin Çözümü, Kadınların Sezgisi mi?

Tam bu noktada Elif önemli bir itirazda bulundu.

“Bir şeyi fark ettiniz mi?”

“Neyi?”

“Eski anlatılarda insan davranışlarını anlatırken erkekleri ve kadınları birbirinden kesin biçimde ayırmak çok kolay. Ama gerçek hayatta bu kadar basit değil.”

Murat başını salladı.

“Doğru. Bir insanın problem çözme biçimi cinsiyetinden çok eğitimine, karakterine, deneyimine ve içinde bulunduğu koşullara bağlı olabilir.”

Deniz:

“Yine de hikâyedeki karakterler üzerinden farklı yaklaşımları gösterebiliriz.”

Elif:

“Evet, ama klişeye düşmeden.”

Murat olaylara daha stratejik yaklaşıyordu. Önce verileri topluyor, tarihleri karşılaştırıyor, kaynakları sınıflandırıyor ve “Buradan hangi sonucu çıkarabiliriz?” diye soruyordu.

Elif ise insanların söylediklerinin arkasındaki duyguları, ilişkileri ve bağlamı önemsiyordu.

Fakat Elif gerektiğinde son derece stratejik kararlar alabiliyor, Murat da bir insanın yaşadığı duyguyu anlamak için uzun uzun dinleyebiliyordu.

Bu ayrımın cinsiyetlerden ziyade yaklaşım biçimleriyle ilgili olduğunu özellikle belirtmek gerekiyordu.

Deniz'in aklına eski metinlerdeki kozmoloji geldi.

“Belki bunu ay üstü ve ay altı ayrımı için de kullanabiliriz.”

Murat şaşırdı.

“Nasıl?”

“Tek bir açıklama yetmiyor. Evreni anlamak için fiziksel düzeni açıklayan bir modele ihtiyaç var. Ama o modelin toplumda neden anlam kazandığını anlamak için insanların korkularını, beklentilerini ve ilişkilerini de görmek gerekiyor.”

Elif başını salladı.

“Yani bir tarafta yapı, diğer tarafta insan deneyimi.”

Murat ekledi:

“İkisini birleştirmezsek eksik kalıyoruz.”

Aslında bu, hikâyenin en önemli noktalarından biriydi.

Klasik kozmolojiyi yalnızca “eski insanların yanlış astronomisi” olarak görmek kolaydı.

Fakat bu yaklaşım, o insanların neden böyle bir evren tasarladığını anlamamıza yetmiyordu.

5. Bölüm: İslam Düşüncesine Giren Gökyüzü

Defterin ilerleyen sayfalarında isimler çoğalmaya başladı.

Fârâbî.

İbn Sînâ.

İhvân-ı Safâ.

Deniz'in araştırması sırasında fark ettiği önemli nokta şuydu: Ay üstü–ay altı ayrımı İslam düşüncesinde ortaya çıkmış özgün bir kavram değildi; Aristotelesçi felsefeden İslam felsefesi geleneğine aktarılan kozmolojik çerçevelerden biriydi.

Sakarya Üniversitesi'nde yayımlanan akademik bir çalışmada da ay üstü ve ay altı âlem ayrımının Aristoteles felsefesinden İslam düşüncesine intikal ettiği açıkça belirtiliyor. Aynı çalışmada Fârâbî'nin kozmolojisinde ay üstü varlıklar ile ay altı dünyadaki oluş ve bozuluş arasındaki ilişki ele alınıyor. Axsis

Fakat İslam filozofları bu modeli olduğu gibi kopyalamadı.

Onu kendi metafizik ve felsefi soruları içinde yeniden yorumladılar.

İbn Sînâ üzerine İslam Düşünce Atlası'nda yer alan değerlendirmeler, Aristoteles'in göksel cisimler ve ay üstü âlem anlayışının İslam filozofları tarafından farklı metafizik yaklaşımlarla yeniden ele alındığını gösteriyor. İslam Düşünce Atlası

Bu ayrım çok önemli.

Çünkü düşünce tarihi, fikirlerin bir yerden başka yere taşınmasından ibaret değildir.

Bir fikir başka bir kültüre geçtiğinde yeni sorularla karşılaşır.

Yeni kavramlarla birleşir.

Bazen değiştirilir.

Bazen eleştirilir.

Bazen de tamamen farklı bir anlam kazanır.

Deniz defterin kenarına şunu yazdı:

“Fikirler de insanlar gibi yolculuk eder.”

Elif bunu okuyunca:

“Bunu sevdim,” dedi.

Murat ise:

“Ben daha çok ‘fikirlerin yolculuk haritasını çıkarabiliriz’ kısmını sevdim.”

Üçü yine güldü.

6. Bölüm: Gökyüzü Değişince Dünya da Değişti

Sonraki yüzyıllarda bilim ilerledikçe Aristotelesçi kozmolojinin birçok unsuru sorgulanmaya başladı.

Dünya'nın evrenin merkezindeki konumu tartışıldı.

Göksel küreler fikri sarsıldı.

Gökyüzünün değişmezliği anlayışı gözlemler karşısında sorunlarla karşılaştı.

Modern astronomi ise Ay'ı, yıldızları ve gezegenleri fizik yasalarıyla açıklıyor. Bugün “Ay üstü âlem” bilimsel bir uzay bölgesinin adı değildir.

Fakat kavramın tarihsel önemi ortadan kalkmış değil.

Çünkü geçmişte insanların evreni nasıl düşündüğünü gösteriyor.

Cambridge University Press tarafından yayımlanan Rönesans felsefesi üzerine çalışmalarda da Aristotelesçi evren tasarımının uzun süre etkili olduğu ve özellikle on altıncı yüzyılın ikinci yarısına kadar önemli bir kozmolojik çerçeve olarak varlığını sürdürdüğü belirtiliyor. Cambridge University Press

Daha da ilginç olanı, Osmanlı dünyasında da ay üstü ve ay altı ayrımının yalnızca soyut bir felsefe konusu olarak kalmamasıydı.

Oxford Academic'te yayımlanan Osmanlı doğaüstü anlayışları üzerine güncel bir çalışma, Osmanlıların miras aldığı kozmolojik düşüncede ay üstü dünya, gezegenler, melekler, yeryüzündeki hayat ve görünmeyen âlem arasında çeşitli bağlantıların kurulduğunu anlatıyor. Ancak aynı zamanda bu görüşlerin farklı düşünce çevrelerinde farklı biçimlerde yorumlandığı da vurgulanıyor. OUP Academic

Yani “Ay üstü âlem” dediğimiz şey, tek bir inanç sisteminin değişmez parçası gibi düşünülmemeli.

Felsefe, din, astronomi, tasavvuf ve halk inanışları arasında farklı yorumlar oluşmuştu.

7. Bölüm: Asıl Soru Ay'ın Üzerinde Değil, Bizim İçimizde

Gece iyice ilerlemişti.

Murat son belgeyi kapattı.

“Demek ki cevap basit.”

Deniz:

“Nasıl?”

“Ay üstü âlem, Ay'ın fiziksel olarak üzerinde bulunan gizli bir dünya değil.”

Elif pencerenin yanına yürüdü.

“Peki sadece bu mu?”

Murat durdu.

“Hayır.”

Elif dışarıdaki gökyüzünü gösterdi.

“Bence asıl ilginç olan, insanların neden böyle bir ayrım yaptıkları.”

Deniz de pencereye geldi.

Gökyüzünde Ay görünüyordu.

Bugün ona baktığımızda kraterleri, yüzeyini, yörüngesini ve Dünya'ya olan uzaklığını düşünebiliriz.

Yüzyıllar önce yaşayan bir insan ise aynı Ay'a bakıp bambaşka bir evren tasavvur edebilirdi.

Onun için gökyüzü yalnızca uzak cisimlerden oluşan boşluk değildi.

Düzenin, sürekliliğin ve değişmezliğin sembolüydü.

Yeryüzü ise doğumun, ölümün, çatışmanın, sevginin, hastalığın, emeğin ve değişimin dünyasıydı.

Belki de “ay üstü” ile “ay altı” arasındaki en önemli fark burada yatıyor.

Birisi gökyüzünü açıklamaya çalışırken, aslında kendi dünyasını da açıklıyordu.

8. Bölüm: Sandıktaki Son Not

Deniz sandığın dibinde küçük bir kâğıt daha buldu.

Kâğıtta tek bir cümle vardı:

“Göğe bakan insan, önce göğü değil, kendi yerini arar.”

Cümlenin altında isim yoktu.

Murat hemen:

“Bunun kaynağını bulmamız lazım.”

Elif gülümsedi.

“Bazen kaynağını bulamadığımız bir cümle de bizi doğru soruya götürebilir.”

Deniz ise kâğıdı defterin arasına koydu.

“Bence bu gece için yeterince cevap bulduk.”

Murat:

“Ben hâlâ kaynağı araştıracağım.”

Elif:

“Ben de kimin neden böyle bir cümle yazdığını merak edeceğim.”

Deniz:

“İşte ikiniz arasındaki fark tam olarak bu.”

Üçü çatı katından inerken gökyüzüne son kez baktılar.

Ay aynı Ay'dı.

Ama artık ona baktıklarında yalnızca bir gök cismi görmüyorlardı.

Bir düşünce tarihinin izlerini görüyorlardı.

Ay Üstü Âlem Kısaca Ne Anlatıyor?

Toparlamak gerekirse “Ay üstü âlem”, özellikle Aristotelesçi kozmolojide Ay'ın ötesinde bulunduğu düşünülen göksel bölgeyi ifade eder.

Klasik anlayışta:

- Ay-altı âlem, oluş ve bozuluşun, değişimin ve yeryüzündeki maddi hayatın alanıdır.

- Ay-üstü âlem, göksel cisimlerin bulunduğu, değişmezlik ve düzen fikriyle ilişkilendirilen alandır.

- Aristotelesçi modelde göksel âlem eterle ilişkilendirilir.

- Bu düşünce daha sonra İslam felsefesi geleneğinde Fârâbî, İbn Sînâ ve başka düşünürler tarafından farklı şekillerde ele alınmıştır.

- Kavram modern astronominin kullandığı bilimsel bir bölge tanımı değildir.

- Buna rağmen felsefe, bilim ve düşünce tarihi açısından oldukça önemlidir.

Dolayısıyla bugün biri “Ay üstü âlem ne demek?” diye sorduğunda yalnızca “Ay'ın üzerindeki dünya” demek yanıltıcı olur.

Daha doğru ifade şudur:

Ay üstü âlem, klasik kozmolojilerde Ay'ın ötesindeki göksel bölgeyi ve bu bölgenin yeryüzünden farklı kabul edilen varlık düzenini anlatan felsefi bir kavramdır.

Fakat bence kavramı ilginç yapan şey tanımın kendisinden çok şu soru:

İnsanlık bugün gökyüzünü açıklamak için kullandığı kavramlarla, aslında kendi dünyası hakkında neleri anlatıyor?

Eskiden insanlar gökyüzünü ikiye ayırıyordu: Ay üstü ve Ay altı.

Bugün ise evreni galaksiler, yıldız sistemleri, gezegenler, kara delikler ve kozmolojik modeller üzerinden konuşuyoruz.

Belki gelecekte başka insanlar bugünkü kavramlarımızı da eski sandıklardan çıkarıp inceleyecek.

Ve belki onlar da aynı soruyu soracak:

“Bu insanlar evreni anlatırken aslında kendileri hakkında ne anlatmaya çalışıyordu?”
 
Üst