Sakin
New member
Burada mesele sadece “istek” olmayabilir.
İnsan bazen bütün gün kendisini görünmez hissederken gecenin sonunda romantik moda geçemeyebilir.
Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Sürekli eleştirilen, küçümsenen veya duygusal olarak dışlanan bir erkeğin de yakınlık isteği zamanla azalabilir.
Yani bazen yatak odasına girmeden önce mutfakta konuşulması gereken şeyler vardır.
“Hayır” ile “Seni İstemiyorum” Aynı Şey Değildir
Bence bu ayrım özellikle önemli.
“Bugün istemiyorum.”
“Şu sıralar kendimi iyi hissetmiyorum.”
“Çok kırgınım.”
“Canım acıyor.”
“Sağlık problemim var.”
Bunların hiçbiri otomatik olarak “Seni sevmiyorum” anlamına gelmez.
İnsanların fiziksel yakınlık isteği ruh hâline, strese, ilişki kalitesine, sağlığa ve yaşam koşullarına göre değişebilir.
Bu yüzden eşlerden biri reddedildiğinde hemen “Demek ki artık beni sevmiyor” sonucuna ulaşmak da yanlış olabilir.
Aynı şekilde sürekli reddeden tarafın da eşinin duygularını tamamen görmezden gelmesi sağlıklı değildir.
İki tarafın da söylemesi gereken cümle aslında şu olabilir:
“Senin ihtiyacını önemsiyorum. Ama benim yaşadığım şeyi de anlamanı istiyorum.”
İşte iletişim burada başlıyor.
Mazeret Varsa Durum Değişir mi?
Elbette değişebilir.
Dinî değerlendirmelerde kişinin sağlık durumu, fiziksel veya psikolojik rahatsızlığı, zarar görme ihtimali ve gerçek mazeretleri dikkate alınmalıdır.
Örneğin ciddi bir ağrı yaşayan bir kadının “Şu anda ilişkiye girmek istemiyorum” demesi ile hiçbir sebep olmadan eşini sürekli aşağılamak amacıyla reddetmesi aynı olay değildir.
Benzer şekilde erkeğin de sağlık problemi olduğunda eşinin bunu anlayışla karşılaması gerekir.
Burada “kim günah işliyor?” sorusundan önce “ortada gerçekten ne yaşanıyor?” sorusunu sormak daha doğru olur.
Çünkü dinî bir mesele hakkında kesin hüküm verirken güvenilir ilmî kaynaklara ve gerektiğinde ehil bir din âlimine başvurmak, internet forumundaki birkaç yorumdan daha sağlıklıdır.
Eş Zorlarsa Ne Olur? İşte Çizginin Çok Netleştiği Yer
Eşlerden birinin istemediği hâlde baskı görmesi, korkutulması veya zorlanması sağlıklı bir evlilik anlayışıyla bağdaşmaz.
Yakınlık konusunda iletişim, rıza, saygı ve güven temel unsurlardır.
“Evlendik, artık hayır deme hakkın yok” anlayışı hem ilişkiyi zehirler hem de taraflar arasındaki güveni yok eder.
Eş olmak, diğer insanın sınırlarını ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, evlilikte güven arttıkça insanların birbirlerinin sınırlarına daha fazla saygı göstermesi beklenir.
Burada erkekler açısından da önemli bir nokta var: Çözüm odaklı olmak, karşı tarafın sorununu hemen çözmeye çalışmak anlamına gelmez.
Bazen en stratejik hareket, strateji üretmeyi bırakıp dinlemektir.
Kadınlar açısından da benzer bir durum vardır: Empati kurmak, eşin bütün ihtiyaçlarını otomatik olarak kabul etmek demek değildir. Kendi sınırlarını açıkça anlatmak da sağlıklı iletişimin parçasıdır.
Evlilikte “Kazanmak” Diye Bir Şey Yok
Tartışmanın sonunda biri kazanıyor, diğeri kaybediyorsa aslında evlilik kaybediyor olabilir.
Erkek:
“Ben haklıyım, çünkü benim de hakkım var.”
Kadın:
“Ben haklıyım, çünkü istemiyorum.”
İki taraf da kendi cümlesini tekrar edip durursa sorun çözülmez.
Daha iyi soru şudur:
“İkimizin de hakkını ve duygusunu koruyacak çözüm ne?”
Belki daha fazla dinlenmek gerekiyor.
Belki ev işlerinin paylaşımı değişmeli.
Belki sağlık kontrolü yapılmalı.
Belki geçmişte yaşanmış bir kırgınlık konuşulmalı.
Belki çift danışmanlığı faydalı olabilir.
Belki de dinî boyut için güvenilir bir ilahiyat uzmanından kişiye özel görüş alınmalı.
Forumda Ben Olsam Şu Soruyu Sorardım
“Eşim benimle yakınlaşmak istemiyor” diyen bir erkeğe sadece “eşinin görevi” demek yerine şunu sorardım:
“Eşinin senden uzaklaşmasına ne sebep oluyor olabilir?”
“Eşim istemiyor” diyen kadına ise sadece “senin de eşine karşı sorumluluğun var” demek yerine şunu sorardım:
“Bu isteksizliğin arkasında çözülebilecek bir sorun var mı?”
İki soru da taraflardan birini suçlamıyor.
Ama ikisini de sorumluluk almaya çağırıyor.
Çünkü evlilikte bazen en zor cümle “Ben haklıyım” değil, “Acaba benim de değiştirmem gereken bir şey var mı?” cümlesidir.
Sonuç: Günah Sorusu Kadar Vicdan Sorusu da Önemli
Eşiyle ilişkiye girmek istemeyen bir kadını tek cümleyle “günahkâr” ilan etmek doğru bir yaklaşım değildir. Aynı şekilde evlilikte eşlerin birbirlerinin yakınlık ihtiyacını tamamen önemsiz görmek de sağlıklı değildir.
Dinî değerlendirme, olayın şartları ve mazeretleri dikkate alınarak yapılmalıdır.
Evlilikte cinsel yakınlık karşılıklı hak ve sorumlulukların bir parçasıdır; fakat bu ilişkiyi sürdüren temel şey yalnızca “hak” kavramı değildir. Sevgi, merhamet, iletişim, güven ve karşılıklı saygı da en az bunun kadar önemlidir.
Belki de meseleye şöyle bakmak daha insancıl:
Bir kadın istemediğinde hemen “Neden reddediyor?” diye sormak yerine “Neden bu noktaya geldik?” diye soralım.
Bir erkek yakınlık istediğinde “Sadece kendi ihtiyacını düşünüyor” demek yerine “Onun ihtiyacı ne?” diye de düşünelim.
Çünkü iyi bir evlilikte amaç eşten bir şey almak değil, iki insanın birlikte kendisini güvende, değerli ve anlaşılmış hissetmesini sağlamaktır.
Ve evet, bazen bütün evlilik sorunlarının çözümü romantik bir akşam yemeği değildir.
Bazen romantik akşam yemeğinden önce çöpü çıkarmak gerekir.
En önemlisi de şu:
Eş olmak, birbirinin ihtiyaçlarını önemsemektir; birbirinin insan olduğunu unutmamak ise bunun temelidir.
İnsan bazen bütün gün kendisini görünmez hissederken gecenin sonunda romantik moda geçemeyebilir.
Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Sürekli eleştirilen, küçümsenen veya duygusal olarak dışlanan bir erkeğin de yakınlık isteği zamanla azalabilir.
Yani bazen yatak odasına girmeden önce mutfakta konuşulması gereken şeyler vardır.
“Hayır” ile “Seni İstemiyorum” Aynı Şey Değildir
Bence bu ayrım özellikle önemli.
“Bugün istemiyorum.”
“Şu sıralar kendimi iyi hissetmiyorum.”
“Çok kırgınım.”
“Canım acıyor.”
“Sağlık problemim var.”
Bunların hiçbiri otomatik olarak “Seni sevmiyorum” anlamına gelmez.
İnsanların fiziksel yakınlık isteği ruh hâline, strese, ilişki kalitesine, sağlığa ve yaşam koşullarına göre değişebilir.
Bu yüzden eşlerden biri reddedildiğinde hemen “Demek ki artık beni sevmiyor” sonucuna ulaşmak da yanlış olabilir.
Aynı şekilde sürekli reddeden tarafın da eşinin duygularını tamamen görmezden gelmesi sağlıklı değildir.
İki tarafın da söylemesi gereken cümle aslında şu olabilir:
“Senin ihtiyacını önemsiyorum. Ama benim yaşadığım şeyi de anlamanı istiyorum.”
İşte iletişim burada başlıyor.
Mazeret Varsa Durum Değişir mi?
Elbette değişebilir.
Dinî değerlendirmelerde kişinin sağlık durumu, fiziksel veya psikolojik rahatsızlığı, zarar görme ihtimali ve gerçek mazeretleri dikkate alınmalıdır.
Örneğin ciddi bir ağrı yaşayan bir kadının “Şu anda ilişkiye girmek istemiyorum” demesi ile hiçbir sebep olmadan eşini sürekli aşağılamak amacıyla reddetmesi aynı olay değildir.
Benzer şekilde erkeğin de sağlık problemi olduğunda eşinin bunu anlayışla karşılaması gerekir.
Burada “kim günah işliyor?” sorusundan önce “ortada gerçekten ne yaşanıyor?” sorusunu sormak daha doğru olur.
Çünkü dinî bir mesele hakkında kesin hüküm verirken güvenilir ilmî kaynaklara ve gerektiğinde ehil bir din âlimine başvurmak, internet forumundaki birkaç yorumdan daha sağlıklıdır.
Eş Zorlarsa Ne Olur? İşte Çizginin Çok Netleştiği Yer
Eşlerden birinin istemediği hâlde baskı görmesi, korkutulması veya zorlanması sağlıklı bir evlilik anlayışıyla bağdaşmaz.
Yakınlık konusunda iletişim, rıza, saygı ve güven temel unsurlardır.
“Evlendik, artık hayır deme hakkın yok” anlayışı hem ilişkiyi zehirler hem de taraflar arasındaki güveni yok eder.
Eş olmak, diğer insanın sınırlarını ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, evlilikte güven arttıkça insanların birbirlerinin sınırlarına daha fazla saygı göstermesi beklenir.
Burada erkekler açısından da önemli bir nokta var: Çözüm odaklı olmak, karşı tarafın sorununu hemen çözmeye çalışmak anlamına gelmez.
Bazen en stratejik hareket, strateji üretmeyi bırakıp dinlemektir.
Kadınlar açısından da benzer bir durum vardır: Empati kurmak, eşin bütün ihtiyaçlarını otomatik olarak kabul etmek demek değildir. Kendi sınırlarını açıkça anlatmak da sağlıklı iletişimin parçasıdır.
Evlilikte “Kazanmak” Diye Bir Şey Yok
Tartışmanın sonunda biri kazanıyor, diğeri kaybediyorsa aslında evlilik kaybediyor olabilir.
Erkek:
“Ben haklıyım, çünkü benim de hakkım var.”
Kadın:
“Ben haklıyım, çünkü istemiyorum.”
İki taraf da kendi cümlesini tekrar edip durursa sorun çözülmez.
Daha iyi soru şudur:
“İkimizin de hakkını ve duygusunu koruyacak çözüm ne?”
Belki daha fazla dinlenmek gerekiyor.
Belki ev işlerinin paylaşımı değişmeli.
Belki sağlık kontrolü yapılmalı.
Belki geçmişte yaşanmış bir kırgınlık konuşulmalı.
Belki çift danışmanlığı faydalı olabilir.
Belki de dinî boyut için güvenilir bir ilahiyat uzmanından kişiye özel görüş alınmalı.
Forumda Ben Olsam Şu Soruyu Sorardım
“Eşim benimle yakınlaşmak istemiyor” diyen bir erkeğe sadece “eşinin görevi” demek yerine şunu sorardım:
“Eşinin senden uzaklaşmasına ne sebep oluyor olabilir?”
“Eşim istemiyor” diyen kadına ise sadece “senin de eşine karşı sorumluluğun var” demek yerine şunu sorardım:
“Bu isteksizliğin arkasında çözülebilecek bir sorun var mı?”
İki soru da taraflardan birini suçlamıyor.
Ama ikisini de sorumluluk almaya çağırıyor.
Çünkü evlilikte bazen en zor cümle “Ben haklıyım” değil, “Acaba benim de değiştirmem gereken bir şey var mı?” cümlesidir.
Sonuç: Günah Sorusu Kadar Vicdan Sorusu da Önemli
Eşiyle ilişkiye girmek istemeyen bir kadını tek cümleyle “günahkâr” ilan etmek doğru bir yaklaşım değildir. Aynı şekilde evlilikte eşlerin birbirlerinin yakınlık ihtiyacını tamamen önemsiz görmek de sağlıklı değildir.
Dinî değerlendirme, olayın şartları ve mazeretleri dikkate alınarak yapılmalıdır.
Evlilikte cinsel yakınlık karşılıklı hak ve sorumlulukların bir parçasıdır; fakat bu ilişkiyi sürdüren temel şey yalnızca “hak” kavramı değildir. Sevgi, merhamet, iletişim, güven ve karşılıklı saygı da en az bunun kadar önemlidir.
Belki de meseleye şöyle bakmak daha insancıl:
Bir kadın istemediğinde hemen “Neden reddediyor?” diye sormak yerine “Neden bu noktaya geldik?” diye soralım.
Bir erkek yakınlık istediğinde “Sadece kendi ihtiyacını düşünüyor” demek yerine “Onun ihtiyacı ne?” diye de düşünelim.
Çünkü iyi bir evlilikte amaç eşten bir şey almak değil, iki insanın birlikte kendisini güvende, değerli ve anlaşılmış hissetmesini sağlamaktır.
Ve evet, bazen bütün evlilik sorunlarının çözümü romantik bir akşam yemeği değildir.
Bazen romantik akşam yemeğinden önce çöpü çıkarmak gerekir.
En önemlisi de şu:
Eş olmak, birbirinin ihtiyaçlarını önemsemektir; birbirinin insan olduğunu unutmamak ise bunun temelidir.