Sude
New member
Mudanya BUDO’dan Trilye’ye Nasıl Gidilir? Bir İskelenin Ardından Başlayan Küçük Yolculuk
Geçenlerde bir pazar sabahı, Mudanya BUDO İskelesi’nden indiğimde önümde aslında çok kısa görünen ama hikâyesi beklediğimden uzun süren bir yol vardı: Trilye.
Bazıları buraya Tirilye diyor, bazıları Zeytinbağı diye hatırlıyor. Haritada ise bugün Mudanya’nın Trilye Mahallesi olarak karşımıza çıkıyor. Benim içinse o sabah, denizden karaya çıktığım anda başlayan eski bir Bursa hikâyesiydi.
Yanımdaki arkadaşım Murat, daha iskeleden çıkar çıkmaz telefonunu açtı.
“Tamam,” dedi. “Önce güzergâhı netleştirelim. Sonra kaybolmayız.”
Ayşe ise gülerek, “Biraz da kaybolalım,” diye karşılık verdi. “Buraların güzelliği biraz da plansız yürümekte.”
Murat'ın yaklaşımı pratikti: Nereden minibüse bineceğiz, hangi yoldan gideceğiz, dönüşü nasıl ayarlayacağız? Ayşe'nin yaklaşımı ise başka bir ayrıntıyı hatırlatıyordu: Bir yere yalnızca ulaşmak değil, orayı anlamak da önemliydi.
O gün ikisinin yaklaşımının birbirini tamamladığını fark ettim.
Çünkü Trilye'ye gidiş yalnızca bir ulaşım meselesi değil.
İlk Soru: BUDO'dan İndikten Sonra Ne Yapmalı?
Önce en pratik kısmı söyleyeyim.
BUDO'nun Bursa-Mudanya hattıyla Mudanya'ya ulaştığınızda Trilye'ye deniz otobüsünden aktarmasız devam etmiyorsunuz. BUDO, Mudanya'yı İstanbul'la deniz yoluyla bağlayan ulaşım hizmetini yürütüyor; Trilye ise Mudanya ilçe sınırları içinde karayoluyla ulaşılabilen bir mahalle. BUDO'nun güncel sefer bilgileri kendi sisteminden kontrol edilebiliyor. BUDO+1
Dolayısıyla yolculuğu iki aşamalı düşünmek gerekiyor:
İstanbul → BUDO ile Mudanya → karayoluyla Trilye
Mudanya'dan Trilye yönüne özel araçla sahil yolunu takip etmek en kolay seçeneklerden biri. Kültür Portalı da Trilye'ye Mudanya sahilinden ulaşılabildiğini belirtiyor. Kültür Portalı
Toplu taşımayla gitmek isteyenler için ise güncel minibüs/otobüs bağlantısını yolculuk günü kontrol etmek önemli. Çünkü hat ve saat bilgileri değişebiliyor. Kültür Portalı'nın ulaşım bilgisinde de Mudanya'ya ulaştıktan sonra Zeytinbağı-Trilye yönüne toplu ulaşım bağlantısından söz ediliyor. Kültür Portalı
Murat hemen araya girdi:
“Yani BUDO'dan indik, Trilye'ye giden kara ulaşımına geçtik. Bu kadar mı?”
Ayşe başını salladı.
“Hayır. Asıl şimdi başlıyor.”
Haklıydı.
Mudanya'dan Trilye'ye Giderken Yolun Kendisine Bakın
Mudanya'dan Trilye yönüne ilerlerken insanın dikkatini ilk çeken şey deniz oluyor.
Ama birkaç dakika sonra manzaranın arkasındaki başka bir katman ortaya çıkıyor: zeytinlikler.
Bursa'nın kıyı ilçelerinde zeytincilik yalnızca tarımsal bir faaliyet değil, kültürün de önemli bir parçası. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Bursa zeytin kültürü üzerine hazırladığı çalışmalarda Gemlik, Trilye ve Çelebi gibi yerel zeytin çeşitlerinden söz ediliyor. Trilye zeytininin adını doğrudan bölgeden aldığı belirtiliyor. Kültür Portalı
Biz yolda giderken Ayşe camdan dışarı bakıyordu.
“Şuna bak,” dedi. “Bence Trilye'yi sadece deniziyle anlatmak yanlış.”
Murat güldü.
“Sen yine hikâye kısmına geçtin.”
“Çünkü ulaşım dediğin şey de bir hikâyenin başlangıcı olabilir.”
O anda fark ettim: Murat'ın haritası bize nereye gideceğimizi gösteriyordu. Ayşe'nin dikkati ise neden oraya gittiğimizi düşündürüyordu.
Belki de yolculukların güzel tarafı tam olarak buydu.
Trilye'ye Varınca İlk Durak Neresi Olmalı?
Trilye'ye ulaştığınızda acele etmemenizi öneririm.
Burası “arabayı park et, üç fotoğraf çek, yemek ye ve dön” şeklinde tüketilecek yerlerden biri değil.
Sokaklarında yürürken eski Rum yerleşiminin izleriyle, Osmanlı döneminin ve sonraki toplumsal dönüşümlerin üst üste geldiği bir tarih görüyorsunuz.
Kültür Portalı'na göre bölgede geçmişte Rumlardan kalan yedi kilise, üç manastır ve üç ayazma bulunuyordu; günümüzde bunların yalnızca bir bölümü ayakta. Kültür Portalı
Bunlardan biri de Kemerli Kilise olarak bilinen Panagia Pontobasilissa.
Yapının geçmişinin 13. yüzyılın sonlarına kadar uzandığı kabul ediliyor. Duvarlarında farklı dönemlere ait fresk tabakaları bulunuyor. Kültür Portalı, ilk fresklerin 14. yüzyıl başlarına, diğer tabakanın ise 1723'e tarihlendiğini aktarıyor. Kültür Portalı
Kilise yapısının bugün kullanılmıyor olması, onu daha az önemli yapmıyor.
Tam tersine.
Bir yapının sessiz kalması, geçmişin de sustuğu anlamına gelmiyor.
Bir Taş Duvarın Önünde Tarihi Yeniden Düşünmek
Kemerli Kilise'nin önünde durduğumuzda Murat yine araştırmacı tarafını gösterdi.
Telefonundan tarih bilgilerini açtı.
“Bak,” dedi. “13. yüzyıl deniyor. Sonra 14. yüzyıl freskleri, 18. yüzyıl freskleri... Aynı yapı birkaç yüzyılı taşıyor.”
Ayşe ise yapıya bakmayı sürdürdü.
“Bir de burada yaşayan insanları düşün.”
“Nasıl yani?”
“Bir binanın tarihi sadece inşa edildiği yıl değildir. Burada kimler ibadet etti, kimler çocuk büyüttü, kimler pazara gitti, kimler taş duvarların gölgesinde konuştu? Bunlar da tarihin parçası.”
Bu cümle beni durdurdu.
Çünkü gezi yazılarında çoğu zaman tarih, tarihlerden ibaret anlatılıyor.
Oysa bir yerleşimin tarihi, insanların gündelik hayatlarından da oluşuyor.
Trilye'yi anlamanın yolu belki de tam burada başlıyor.
Erkekler Plan Yapıyor, Kadınlar Hikâyeyi Tamamlıyor mu?
Burada küçük bir parantez açmak istiyorum.
Yol boyunca Murat'ın sürekli güzergâh, saat, mesafe ve dönüş planı yaptığı doğruydu. Ama bu, “erkekler böyledir” demek değildi. Ayşe de yolculuk sırasında harita açıyor, alternatifleri değerlendiriyor ve nerede duracağımıza karar vermemize yardım ediyordu.
Farklı olan şey, olaylara bakış biçimlerimizdi.
Murat bir sorun çıktığında hemen çözüm üretiyordu.
“Minibüsü kaçırırsak şu noktadan taksi buluruz.”
Ayşe ise başka bir soru soruyordu:
“Peki o minibüsü bekleyen yaşlı teyze neden her gün aynı saatte burada?”
Bu iki yaklaşım birbirinin karşıtı değildi.
Biri sorunu çözüyordu.
Diğeri sorunun arkasındaki insanı görmeye çalışıyordu.
Bence iyi bir seyahatte ikisine de ihtiyaç var.
Strateji olmadan yolculuk yorucu olabilir.
Empati olmadan ise yolculuk yalnızca bir rota üzerinde ilerlemekten ibaret kalabilir.
Sizce hangisi daha önemli?
Trilye'nin Tarihi Neden Sadece “Eski Rum Köyü” Diyerek Anlatılamaz?
Burası hakkında konuşurken dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de toplumsal dönüşüm.
Trilye'nin tarihini yalnızca mimari eserlerden okumak eksik kalır.
Rum Ortodoks nüfusun yaşadığı dönemler, mübadele süreci, nüfus hareketleri ve sonrasında yapıların farklı işlevler kazanması bölgenin toplumsal hafızasını şekillendirdi.
Örneğin bugün Dündar Evi olarak bilinen yapı, Kültür Portalı'nda Hagios Ioannes Rum Kilisesi olarak tanımlanıyor. Rumların bölgeden ayrılmasından sonra özel mülkiyete geçtiği belirtiliyor. Kültür Portalı
Bir başka örnek ise Fatih Camii.
Kültür Portalı'nın envanterinde Zeytinbağı'ndaki bu yapının kiliseden dönüştürülmüş cami olduğu ve yapım tarihinin 720-730 olarak verildiği görülüyor. Kültür Portalı
Bu yapıları gezerken “kim haklıydı, kim haksızdı?” gibi tek cümlelik sorulara sıkışmak yerine daha geniş bir soru sormak bana daha anlamlı geliyor:
Bir yerin hafızası, o yerde yaşayan insanların değişmesiyle ne kadar değişir?
Ve daha önemlisi:
Bir yapı farklı bir topluluğun kullanımına geçtiğinde geçmişini kaybeder mi, yoksa yeni bir hikâyenin parçası mı olur?
Trilye bu soruları sessizce soruyor.
Zeytin Ağaçları Arasında Başka Bir Trilye
Öğleden sonra zeytinliklere doğru yürürken Murat'ın planlı tarafı biraz geri çekildi.
Ayşe ise bir zeytin ağacının yanında durdu.
“Bu ağacın yaşını tahmin edebilir misin?”
“Ben nereden bileyim?”
Güldü.
“Ben de bilmiyorum. Ama burada yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının bulunduğunu biliyoruz.”
Bursa'nın Gemlik, Mudanya ve İznik ilçelerinde 200 ila 700 yaş aralığında zeytin ağaçlarının bulunduğuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışmaları mevcut. Bu da zeytinin bölgedeki ekonomik ve kültürel sürekliliğinin ne kadar eski olduğunu gösteriyor. Kültür Portalı
Bir ağaca bakarken insan ister istemez zamanı farklı düşünmeye başlıyor.
Bizden önce biri bu ağacın gölgesinde durmuş olabilir.
Başka bir aile aynı zeytinliği işlemiş olabilir.
Başka bir dil konuşan insanlar burada yaşamış olabilir.
Sonra şehir değişmiş, nüfus değişmiş, mülkiyet değişmiş ama ağaç kalmış olabilir.
Belki de Trilye'nin en etkileyici tarafı budur.
İnsanlar değişiyor.
Sınırlar değişiyor.
İsimler değişiyor.
Ama bazı şeyler toprağın içinde yaşamaya devam ediyor.
Peki BUDO'dan Trilye'ye En Mantıklı Ulaşım Nasıl?
Hikâyeyi biraz kenara bırakıp pratik kısmı toparlayalım.
İstanbul'dan geliyorsanız temel rota:
1. BUDO ile İstanbul'dan Mudanya'ya gelin.
BUDO'nun güncel sefer saatlerini yolculuk öncesinde resmi sefer ekranından kontrol edin. Seferler dönemsel olarak değişebileceği gibi ek sefer ve iptal duyuruları da yayınlanabiliyor. BUDO+1
2. Mudanya BUDO İskelesi'nden karayolu ulaşımına geçin.
Trilye, Mudanya'ya bağlı olduğundan BUDO iskelesinden doğrudan bir BUDO teknesine binerek Trilye'ye geçilmiyor.
3. Özel araç kullanıyorsanız Mudanya sahil yönünden Trilye'ye ilerleyin.
Kültür Portalı da Trilye'ye Mudanya sahilinden ulaşılabildiğini belirtiyor. Kültür Portalı
4. Toplu taşımayı tercih ediyorsanız güncel Trilye/Zeytinbağı yönü bağlantısını kontrol edin.
Özellikle hafta sonu ve sezon yoğunluğunda hareket saatlerini önceden kontrol etmek daha rahat bir gezi planı yapmanızı sağlar.
5. Dönüşü varıştan önce düşünün.
Murat'ın yolculuk boyunca yaptığı en faydalı şey buydu.
“Gidişi herkes planlıyor,” dedi. “Dönüşü planlamayan gezgin, günün sonunda bütün enerjisini ulaşım aramaya harcıyor.”
Bence haklıydı.
Bir Günlük Trilye Gezisi Böyle Bir Şeye Dönüşebilir
Sabah Mudanya'ya varın.
Trilye'ye doğru yola çıkın.
Önce sahile bakın.
Sonra sokaklara girin.
Kemerli Kilise'nin tarihini inceleyin.
Eski yapıların arasında yürüyün.
Zeytin ağaçlarını görün.
Bir yerde kahve molası verin.
Yerel ürünleri inceleyin.
Ama en önemlisi, acele etmeyin.
Çünkü Trilye'nin asıl hikâyesi tek bir yapıda değil, yapıların birbirleriyle kurduğu ilişkide saklı.
Bir kilise.
Bir cami.
Bir eski ev.
Bir zeytinlik.
Bir sahil.
Bir sokak.
Ve bütün bunların arasında yaşamış insanların hatıraları.
Mudanya'dan Trilye'ye Giden Yolun Bende Bıraktığı
Akşam dönüş için hazırlanırken Murat telefonundan BUDO saatlerine yeniden baktı.
Ayşe ise küçük bir zeytin ürünü dükkânının önünde durdu.
“Bir şey alalım mı?” diye sordu.
Murat hemen cevap verdi:
“Bagaja sığar mı?”
Gülüştük.
Ama o anda sabahki konuşmamızı hatırladım.
Murat'ın dünyasında yolculuk, doğru zamanda doğru yerde olmakla ilgiliydi.
Ayşe'nin dünyasında ise yolculuk, karşılaştığın insanların ve hikâyelerin sende bıraktığı izlerle ilgiliydi.
Ben ikisinin arasında kaldım.
Ve galiba en doğrusu da buydu.
Çünkü Mudanya BUDO İskelesi'nden Trilye'ye gitmek aslında oldukça basit:
Deniz yoluyla Mudanya'ya ulaş, ardından karayoluyla Trilye yönüne ilerle.
Fakat Trilye'yi gerçekten görmek istiyorsanız, bundan fazlasına ihtiyacınız var.
Biraz merak.
Biraz zaman.
Biraz dikkat.
Ve geçmişi bugünün içinden okumaya istekli olmak.
Belki de bu yüzden dönüş yolunda kimse “Trilye'de ne yaptık?” diye sormadı.
Çünkü günün sonunda asıl soru değişmişti:
“Trilye bize ne anlattı?”
Benim cevabım hâlâ aynı:
İnsanların gelip geçtiğini, yapıların el değiştirdiğini, sokakların isimlerinin değişebildiğini ama bir yerin hafızasının bütün bunların izlerini taşımaya devam ettiğini.
Bir de şunu düşündüm:
Siz Mudanya'dan Trilye'ye gittiğinizde yalnızca bir sahil kasabasını mı görürsünüz, yoksa aynı sokaklarda üst üste yaşamış farklı insanların hikâyelerini de okumaya çalışır mısınız?
Belki bu yolculuğu değerli yapan şey tam olarak budur.
BUDO sizi Mudanya'ya getirir.
Yol sizi Trilye'ye götürür.
Ama hikâyeyi tamamlayan şey, sizin oraya nasıl baktığınızdır.
Geçenlerde bir pazar sabahı, Mudanya BUDO İskelesi’nden indiğimde önümde aslında çok kısa görünen ama hikâyesi beklediğimden uzun süren bir yol vardı: Trilye.
Bazıları buraya Tirilye diyor, bazıları Zeytinbağı diye hatırlıyor. Haritada ise bugün Mudanya’nın Trilye Mahallesi olarak karşımıza çıkıyor. Benim içinse o sabah, denizden karaya çıktığım anda başlayan eski bir Bursa hikâyesiydi.
Yanımdaki arkadaşım Murat, daha iskeleden çıkar çıkmaz telefonunu açtı.
“Tamam,” dedi. “Önce güzergâhı netleştirelim. Sonra kaybolmayız.”
Ayşe ise gülerek, “Biraz da kaybolalım,” diye karşılık verdi. “Buraların güzelliği biraz da plansız yürümekte.”
Murat'ın yaklaşımı pratikti: Nereden minibüse bineceğiz, hangi yoldan gideceğiz, dönüşü nasıl ayarlayacağız? Ayşe'nin yaklaşımı ise başka bir ayrıntıyı hatırlatıyordu: Bir yere yalnızca ulaşmak değil, orayı anlamak da önemliydi.
O gün ikisinin yaklaşımının birbirini tamamladığını fark ettim.
Çünkü Trilye'ye gidiş yalnızca bir ulaşım meselesi değil.
İlk Soru: BUDO'dan İndikten Sonra Ne Yapmalı?
Önce en pratik kısmı söyleyeyim.
BUDO'nun Bursa-Mudanya hattıyla Mudanya'ya ulaştığınızda Trilye'ye deniz otobüsünden aktarmasız devam etmiyorsunuz. BUDO, Mudanya'yı İstanbul'la deniz yoluyla bağlayan ulaşım hizmetini yürütüyor; Trilye ise Mudanya ilçe sınırları içinde karayoluyla ulaşılabilen bir mahalle. BUDO'nun güncel sefer bilgileri kendi sisteminden kontrol edilebiliyor. BUDO+1
Dolayısıyla yolculuğu iki aşamalı düşünmek gerekiyor:
İstanbul → BUDO ile Mudanya → karayoluyla Trilye
Mudanya'dan Trilye yönüne özel araçla sahil yolunu takip etmek en kolay seçeneklerden biri. Kültür Portalı da Trilye'ye Mudanya sahilinden ulaşılabildiğini belirtiyor. Kültür Portalı
Toplu taşımayla gitmek isteyenler için ise güncel minibüs/otobüs bağlantısını yolculuk günü kontrol etmek önemli. Çünkü hat ve saat bilgileri değişebiliyor. Kültür Portalı'nın ulaşım bilgisinde de Mudanya'ya ulaştıktan sonra Zeytinbağı-Trilye yönüne toplu ulaşım bağlantısından söz ediliyor. Kültür Portalı
Murat hemen araya girdi:
“Yani BUDO'dan indik, Trilye'ye giden kara ulaşımına geçtik. Bu kadar mı?”
Ayşe başını salladı.
“Hayır. Asıl şimdi başlıyor.”
Haklıydı.
Mudanya'dan Trilye'ye Giderken Yolun Kendisine Bakın
Mudanya'dan Trilye yönüne ilerlerken insanın dikkatini ilk çeken şey deniz oluyor.
Ama birkaç dakika sonra manzaranın arkasındaki başka bir katman ortaya çıkıyor: zeytinlikler.
Bursa'nın kıyı ilçelerinde zeytincilik yalnızca tarımsal bir faaliyet değil, kültürün de önemli bir parçası. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Bursa zeytin kültürü üzerine hazırladığı çalışmalarda Gemlik, Trilye ve Çelebi gibi yerel zeytin çeşitlerinden söz ediliyor. Trilye zeytininin adını doğrudan bölgeden aldığı belirtiliyor. Kültür Portalı
Biz yolda giderken Ayşe camdan dışarı bakıyordu.
“Şuna bak,” dedi. “Bence Trilye'yi sadece deniziyle anlatmak yanlış.”
Murat güldü.
“Sen yine hikâye kısmına geçtin.”
“Çünkü ulaşım dediğin şey de bir hikâyenin başlangıcı olabilir.”
O anda fark ettim: Murat'ın haritası bize nereye gideceğimizi gösteriyordu. Ayşe'nin dikkati ise neden oraya gittiğimizi düşündürüyordu.
Belki de yolculukların güzel tarafı tam olarak buydu.
Trilye'ye Varınca İlk Durak Neresi Olmalı?
Trilye'ye ulaştığınızda acele etmemenizi öneririm.
Burası “arabayı park et, üç fotoğraf çek, yemek ye ve dön” şeklinde tüketilecek yerlerden biri değil.
Sokaklarında yürürken eski Rum yerleşiminin izleriyle, Osmanlı döneminin ve sonraki toplumsal dönüşümlerin üst üste geldiği bir tarih görüyorsunuz.
Kültür Portalı'na göre bölgede geçmişte Rumlardan kalan yedi kilise, üç manastır ve üç ayazma bulunuyordu; günümüzde bunların yalnızca bir bölümü ayakta. Kültür Portalı
Bunlardan biri de Kemerli Kilise olarak bilinen Panagia Pontobasilissa.
Yapının geçmişinin 13. yüzyılın sonlarına kadar uzandığı kabul ediliyor. Duvarlarında farklı dönemlere ait fresk tabakaları bulunuyor. Kültür Portalı, ilk fresklerin 14. yüzyıl başlarına, diğer tabakanın ise 1723'e tarihlendiğini aktarıyor. Kültür Portalı
Kilise yapısının bugün kullanılmıyor olması, onu daha az önemli yapmıyor.
Tam tersine.
Bir yapının sessiz kalması, geçmişin de sustuğu anlamına gelmiyor.
Bir Taş Duvarın Önünde Tarihi Yeniden Düşünmek
Kemerli Kilise'nin önünde durduğumuzda Murat yine araştırmacı tarafını gösterdi.
Telefonundan tarih bilgilerini açtı.
“Bak,” dedi. “13. yüzyıl deniyor. Sonra 14. yüzyıl freskleri, 18. yüzyıl freskleri... Aynı yapı birkaç yüzyılı taşıyor.”
Ayşe ise yapıya bakmayı sürdürdü.
“Bir de burada yaşayan insanları düşün.”
“Nasıl yani?”
“Bir binanın tarihi sadece inşa edildiği yıl değildir. Burada kimler ibadet etti, kimler çocuk büyüttü, kimler pazara gitti, kimler taş duvarların gölgesinde konuştu? Bunlar da tarihin parçası.”
Bu cümle beni durdurdu.
Çünkü gezi yazılarında çoğu zaman tarih, tarihlerden ibaret anlatılıyor.
Oysa bir yerleşimin tarihi, insanların gündelik hayatlarından da oluşuyor.
Trilye'yi anlamanın yolu belki de tam burada başlıyor.
Erkekler Plan Yapıyor, Kadınlar Hikâyeyi Tamamlıyor mu?
Burada küçük bir parantez açmak istiyorum.
Yol boyunca Murat'ın sürekli güzergâh, saat, mesafe ve dönüş planı yaptığı doğruydu. Ama bu, “erkekler böyledir” demek değildi. Ayşe de yolculuk sırasında harita açıyor, alternatifleri değerlendiriyor ve nerede duracağımıza karar vermemize yardım ediyordu.
Farklı olan şey, olaylara bakış biçimlerimizdi.
Murat bir sorun çıktığında hemen çözüm üretiyordu.
“Minibüsü kaçırırsak şu noktadan taksi buluruz.”
Ayşe ise başka bir soru soruyordu:
“Peki o minibüsü bekleyen yaşlı teyze neden her gün aynı saatte burada?”
Bu iki yaklaşım birbirinin karşıtı değildi.
Biri sorunu çözüyordu.
Diğeri sorunun arkasındaki insanı görmeye çalışıyordu.
Bence iyi bir seyahatte ikisine de ihtiyaç var.
Strateji olmadan yolculuk yorucu olabilir.
Empati olmadan ise yolculuk yalnızca bir rota üzerinde ilerlemekten ibaret kalabilir.
Sizce hangisi daha önemli?
Trilye'nin Tarihi Neden Sadece “Eski Rum Köyü” Diyerek Anlatılamaz?
Burası hakkında konuşurken dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de toplumsal dönüşüm.
Trilye'nin tarihini yalnızca mimari eserlerden okumak eksik kalır.
Rum Ortodoks nüfusun yaşadığı dönemler, mübadele süreci, nüfus hareketleri ve sonrasında yapıların farklı işlevler kazanması bölgenin toplumsal hafızasını şekillendirdi.
Örneğin bugün Dündar Evi olarak bilinen yapı, Kültür Portalı'nda Hagios Ioannes Rum Kilisesi olarak tanımlanıyor. Rumların bölgeden ayrılmasından sonra özel mülkiyete geçtiği belirtiliyor. Kültür Portalı
Bir başka örnek ise Fatih Camii.
Kültür Portalı'nın envanterinde Zeytinbağı'ndaki bu yapının kiliseden dönüştürülmüş cami olduğu ve yapım tarihinin 720-730 olarak verildiği görülüyor. Kültür Portalı
Bu yapıları gezerken “kim haklıydı, kim haksızdı?” gibi tek cümlelik sorulara sıkışmak yerine daha geniş bir soru sormak bana daha anlamlı geliyor:
Bir yerin hafızası, o yerde yaşayan insanların değişmesiyle ne kadar değişir?
Ve daha önemlisi:
Bir yapı farklı bir topluluğun kullanımına geçtiğinde geçmişini kaybeder mi, yoksa yeni bir hikâyenin parçası mı olur?
Trilye bu soruları sessizce soruyor.
Zeytin Ağaçları Arasında Başka Bir Trilye
Öğleden sonra zeytinliklere doğru yürürken Murat'ın planlı tarafı biraz geri çekildi.
Ayşe ise bir zeytin ağacının yanında durdu.
“Bu ağacın yaşını tahmin edebilir misin?”
“Ben nereden bileyim?”
Güldü.
“Ben de bilmiyorum. Ama burada yüzlerce yıllık zeytin ağaçlarının bulunduğunu biliyoruz.”
Bursa'nın Gemlik, Mudanya ve İznik ilçelerinde 200 ila 700 yaş aralığında zeytin ağaçlarının bulunduğuna ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışmaları mevcut. Bu da zeytinin bölgedeki ekonomik ve kültürel sürekliliğinin ne kadar eski olduğunu gösteriyor. Kültür Portalı
Bir ağaca bakarken insan ister istemez zamanı farklı düşünmeye başlıyor.
Bizden önce biri bu ağacın gölgesinde durmuş olabilir.
Başka bir aile aynı zeytinliği işlemiş olabilir.
Başka bir dil konuşan insanlar burada yaşamış olabilir.
Sonra şehir değişmiş, nüfus değişmiş, mülkiyet değişmiş ama ağaç kalmış olabilir.
Belki de Trilye'nin en etkileyici tarafı budur.
İnsanlar değişiyor.
Sınırlar değişiyor.
İsimler değişiyor.
Ama bazı şeyler toprağın içinde yaşamaya devam ediyor.
Peki BUDO'dan Trilye'ye En Mantıklı Ulaşım Nasıl?
Hikâyeyi biraz kenara bırakıp pratik kısmı toparlayalım.
İstanbul'dan geliyorsanız temel rota:
1. BUDO ile İstanbul'dan Mudanya'ya gelin.
BUDO'nun güncel sefer saatlerini yolculuk öncesinde resmi sefer ekranından kontrol edin. Seferler dönemsel olarak değişebileceği gibi ek sefer ve iptal duyuruları da yayınlanabiliyor. BUDO+1
2. Mudanya BUDO İskelesi'nden karayolu ulaşımına geçin.
Trilye, Mudanya'ya bağlı olduğundan BUDO iskelesinden doğrudan bir BUDO teknesine binerek Trilye'ye geçilmiyor.
3. Özel araç kullanıyorsanız Mudanya sahil yönünden Trilye'ye ilerleyin.
Kültür Portalı da Trilye'ye Mudanya sahilinden ulaşılabildiğini belirtiyor. Kültür Portalı
4. Toplu taşımayı tercih ediyorsanız güncel Trilye/Zeytinbağı yönü bağlantısını kontrol edin.
Özellikle hafta sonu ve sezon yoğunluğunda hareket saatlerini önceden kontrol etmek daha rahat bir gezi planı yapmanızı sağlar.
5. Dönüşü varıştan önce düşünün.
Murat'ın yolculuk boyunca yaptığı en faydalı şey buydu.
“Gidişi herkes planlıyor,” dedi. “Dönüşü planlamayan gezgin, günün sonunda bütün enerjisini ulaşım aramaya harcıyor.”
Bence haklıydı.
Bir Günlük Trilye Gezisi Böyle Bir Şeye Dönüşebilir
Sabah Mudanya'ya varın.
Trilye'ye doğru yola çıkın.
Önce sahile bakın.
Sonra sokaklara girin.
Kemerli Kilise'nin tarihini inceleyin.
Eski yapıların arasında yürüyün.
Zeytin ağaçlarını görün.
Bir yerde kahve molası verin.
Yerel ürünleri inceleyin.
Ama en önemlisi, acele etmeyin.
Çünkü Trilye'nin asıl hikâyesi tek bir yapıda değil, yapıların birbirleriyle kurduğu ilişkide saklı.
Bir kilise.
Bir cami.
Bir eski ev.
Bir zeytinlik.
Bir sahil.
Bir sokak.
Ve bütün bunların arasında yaşamış insanların hatıraları.
Mudanya'dan Trilye'ye Giden Yolun Bende Bıraktığı
Akşam dönüş için hazırlanırken Murat telefonundan BUDO saatlerine yeniden baktı.
Ayşe ise küçük bir zeytin ürünü dükkânının önünde durdu.
“Bir şey alalım mı?” diye sordu.
Murat hemen cevap verdi:
“Bagaja sığar mı?”
Gülüştük.
Ama o anda sabahki konuşmamızı hatırladım.
Murat'ın dünyasında yolculuk, doğru zamanda doğru yerde olmakla ilgiliydi.
Ayşe'nin dünyasında ise yolculuk, karşılaştığın insanların ve hikâyelerin sende bıraktığı izlerle ilgiliydi.
Ben ikisinin arasında kaldım.
Ve galiba en doğrusu da buydu.
Çünkü Mudanya BUDO İskelesi'nden Trilye'ye gitmek aslında oldukça basit:
Deniz yoluyla Mudanya'ya ulaş, ardından karayoluyla Trilye yönüne ilerle.
Fakat Trilye'yi gerçekten görmek istiyorsanız, bundan fazlasına ihtiyacınız var.
Biraz merak.
Biraz zaman.
Biraz dikkat.
Ve geçmişi bugünün içinden okumaya istekli olmak.
Belki de bu yüzden dönüş yolunda kimse “Trilye'de ne yaptık?” diye sormadı.
Çünkü günün sonunda asıl soru değişmişti:
“Trilye bize ne anlattı?”
Benim cevabım hâlâ aynı:
İnsanların gelip geçtiğini, yapıların el değiştirdiğini, sokakların isimlerinin değişebildiğini ama bir yerin hafızasının bütün bunların izlerini taşımaya devam ettiğini.
Bir de şunu düşündüm:
Siz Mudanya'dan Trilye'ye gittiğinizde yalnızca bir sahil kasabasını mı görürsünüz, yoksa aynı sokaklarda üst üste yaşamış farklı insanların hikâyelerini de okumaya çalışır mısınız?
Belki bu yolculuğu değerli yapan şey tam olarak budur.
BUDO sizi Mudanya'ya getirir.
Yol sizi Trilye'ye götürür.
Ama hikâyeyi tamamlayan şey, sizin oraya nasıl baktığınızdır.