Töre nedir ve ne anlama gelir ?

Sakin

New member
Töre Nedir ve Ne Anlama Gelir? Tarih, Hukuk ve Toplumsal Normlar Açısından Bilimsel Bir İnceleme

Töre nedir? Kavramın anlamına bilimsel bir bakış

Töre kelimesini ilk duyduğumda bende uyandırdığı ilk çağrışım, yalnızca “eski Türklerde gelenek ve kurallar” olmadı. Bir toplumun hangi davranışı doğru, hangisini yanlış kabul ettiğini; yöneticinin yetkisinin nerede başlayıp nerede bittiğini ve bireyin topluluk karşısındaki sorumluluğunu belirleyen görünmez bir sistem düşünmek daha açıklayıcı geliyor. Bu nedenle töreyi yalnızca geçmişte kalmış bir gelenek olarak değerlendirmek, kavramın tarihsel ve sosyolojik kapsamını daraltıyor.

Konuyu araştırırken özellikle hukuk tarihi, sosyoloji, antropoloji ve sosyal psikoloji çalışmalarını birlikte okumak gerekiyor. Çünkü töre aynı anda bir hukuk normu, ahlaki ilke, toplumsal beklenti ve siyasal düzenleme işlevi görebiliyor. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan Aybars Pamir'in çalışması, eski Orta Asya Türk toplumunda törenin kağanlar tarafından konulan kurallar, kurultay kararları ve toplum içinde zamanla oluşan kurallar yoluyla meydana gelebildiğini ortaya koyuyor.

Dolayısıyla “Töre nedir?” sorusunun tek kelimelik cevabı yerine, “Töre hangi toplumsal işlevleri yerine getiriyordu?” sorusunu sormak çok daha verimli olabilir.

Töre kelimesinin temel anlamı ve kavramsal çerçevesi

Töre, en genel anlamıyla bir toplumda kabul gören ve davranışları düzenleyen normlar bütünü olarak ele alınabilir. Ancak Türk tarihindeki kullanım alanı modern Türkçedeki “gelenek” kelimesinden daha geniştir. Tarihsel araştırmalar törenin yasa, düzen, adalet, usul, örf ve toplumsal norm anlamlarını farklı dönemlerde taşıdığını gösteriyor.

Dilaver Düzgün'ün Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan araştırması, Orhun Yazıtları'nda törenin güçlü bir değerler sistemi ve sosyal norm olarak ortaya çıktığını; sonraki dönemlerde kavramın anlam alanının bazı değişiklikler geçirdiğini belirtiyor. Aynı çalışma, İslamiyet'in kabulünden sonraki dönemlerde “örf” kavramının yönetim, hukuk ve sosyal norm bağlamlarında daha yaygın hale geldiğini ifade ediyor.

Burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor:

Töre = yalnızca gelenek değildir.

Gelenek, geçmişten aktarılan uygulamaları ifade edebilir. Töre ise belirli davranışları düzenleyen normatif bir çerçeve oluşturabilir. Yani “insanlar bunu eskiden beri yapıyor” demekle “toplum bunu yapılması gereken bir davranış olarak kabul ediyor” demek aynı şey değildir.

Sosyoloji açısından bu ayrım önemlidir. Çünkü norm, yalnızca davranışın tekrar edilmesiyle değil, o davranışa toplumsal bir beklenti ve yaptırım bağlanmasıyla güç kazanır.

Eski Türk toplumunda törenin hukukla ilişkisi

Törenin en dikkat çekici yönlerinden biri, siyasal iktidarın üzerinde veya yanında işleyen bir normatif düzen olarak değerlendirilmesidir.

Pamir'in hukuk tarihi araştırmasına göre törenin oluşumunda üç temel kaynak öne çıkar: hükümdar tarafından getirilen kurallar, kurultay tarafından oluşturulan kurallar ve toplum içinde kendiliğinden gelişen kurallar. Araştırmada bu kuralların hükümdar dahil herkes tarafından uygulanmasının beklendiği vurgulanıyor.

Bu nokta, modern hukuk düşüncesiyle karşılaştırma yapılmasına neden oluyor. Modern devletlerde anayasa, kanun ve diğer hukuk normları siyasal iktidarın yetkilerini sınırlandırabilir. Eski Türk devletlerindeki töre anlayışında da yöneticinin tamamen sınırsız bir otorite olmadığı düşüncesine rastlanıyor.

2026 tarihli bir araştırma, erken Türk devlet düşüncesinde törenin yalnızca toplumsal ilişkileri düzenleyen bir gelenek olmadığını, aynı zamanda siyasal iktidarın meşruiyetini belirleyen ve hükümdarın yönetimini sınırlandıran normatif bir çerçeve olarak ele alınabileceğini savunuyor. Çalışmada Orhun Yazıtları, Kutadgu Bilig ve Dîvânu Lugâti't-Türk gibi kaynaklar tarihsel doküman incelemesi ve kavramsal analiz yöntemiyle değerlendiriliyor.

Buradan önemli bir sonuç çıkıyor: Töreyi sadece “atalardan kalan kurallar” şeklinde tanımlamak eksik kalabilir. Çünkü kavram, aynı zamanda iktidarın meşruiyetini açıklayan bir siyasal düşünce unsurudur.

Töre nasıl araştırılır? Bilimsel yöntem neden önemlidir?

Töre hakkında konuşurken en büyük sorunlardan biri, bugünkü anlamların geçmişe doğrudan aktarılmasıdır. Örneğin günümüzde “töre” kelimesi bazen aile baskısı, kadınların yaşamına müdahale, kan davası veya namus anlayışıyla özdeşleştiriliyor. Ancak tarihsel bir kavramın bugünkü bazı uygulamalarla eşitlenmesi bilimsel açıdan dikkat gerektirir.

Bu nedenle araştırmacılar farklı yöntemlerden yararlanır.

İlk yöntem tarihsel doküman incelemesidir. Orhun Yazıtları, hukuk metinleri, kronikler, sözlükler ve siyasal eserler incelenerek kelimenin farklı dönemlerdeki kullanımı belirlenir.

İkinci yöntem kavramsal analizdir. “Töre”, “örf”, “adet”, “yasa”, “hukuk”, “ahlak” ve “gelenek” gibi kavramların birbirinden hangi noktalarda ayrıldığı araştırılır.

Üçüncü yöntem antropolojik ve sosyolojik incelemedir. Araştırmacı, normların gerçek topluluklarda nasıl uygulandığına bakar.

Dördüncü yöntem ise karşılaştırmalı analizdir. Farklı toplumlarda yazılı olmayan normların hukuk ve sosyal düzen üzerindeki etkileri karşılaştırılabilir.

Bu metodolojik ayrım oldukça önemli. Çünkü bir metinde “töre” kelimesinin geçmesi, o dönemde toplumun bütün üyelerinin aynı kurala aynı biçimde uyduğu anlamına gelmez. Tarihsel metinler çoğu zaman ideal düzeni anlatır; toplumsal hayat ise bundan daha karmaşık olabilir.

Töre ile sosyal norm arasındaki bağlantı

Modern sosyal bilimlerde töreyi anlamanın yararlı yollarından biri onu “sosyal norm” kavramıyla karşılaştırmaktır.

Sosyal norm, belirli bir durumda insanların nasıl davranması gerektiğine ilişkin ortak beklentidir. Bu beklentinin ihlal edilmesi ayıplanma, dışlanma, itibar kaybı veya başka yaptırımlar doğurabilir.

Bu açıdan törenin önemli bir özelliği, yalnızca “kural” olması değil, insanların davranışlarını toplumsal beklentiler yoluyla yönlendirmesidir.

İktisat ve davranış bilimleri alanında Lane, Nosenzo ve Sonderegger tarafından American Economic Review dergisinde yayımlanan 2023 tarihli araştırmada 7.000 katılımcıyı kapsayan Birleşik Krallık, ABD ve Çin deneyleri kullanılmıştır. Araştırmacılar, hukukun sosyal normları nedensel olarak etkileyebildiğine dair deneysel kanıtlar elde etmiş ve insanların başkalarının kendileri hakkında yapacağı değerlendirmeleri de dikkate aldığını göstermiştir.

Bu bulgu töre açısından ilginçtir. Çünkü normların gücü yalnızca resmi yaptırımdan kaynaklanmaz. “Toplum beni nasıl değerlendirir?” sorusu da davranışı şekillendirebilir.

Dolayısıyla törenin gücünü anlamak için sadece “ceza neydi?” sorusuna değil, “uyumsuz davranış gösteren kişiye toplum nasıl tepki veriyordu?” sorusuna da bakmak gerekir.

Töre, adalet ve toplumsal düzen

Töre kavramının olumlu tarafı çoğu zaman toplumsal düzen, dayanışma ve adalet düşüncesi üzerinden açıklanır. Ziya Gökalp üzerine yapılan yakın tarihli bir araştırmada da töre; hukuk, nizam, ahlak, görenek ve toplumsal dayanışma gibi kavramlarla birlikte incelenmektedir. Çalışma, törenin topluluk içinde dayanışma ve yardımlaşmayı güçlendiren bir normlar sistemi olarak yorumlandığını ortaya koyuyor.

Ancak burada bilimsel açıdan kritik bir soru ortaya çıkar:

Bir norm toplumsal düzen sağlıyor diye otomatik olarak adil midir?

Cevap hayır olmak zorundadır.

Tarih boyunca birçok toplumda sosyal düzen sağlayan normlar aynı zamanda belirli gruplar üzerinde baskı oluşturabilmiştir. Bu nedenle “düzen sağlama” ile “adalet sağlama” kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir.

Örneğin antropolojik araştırmalar, bazı bölgelerde kan davası gibi uygulamaların aile onuru, kolektif sorumluluk ve toplumsal itibar kavramlarıyla ilişkilendirildiğini göstermektedir. Şevket Ökten'in antropolojik çalışması, Güneydoğu Anadolu bağlamında kan davasının bireysel değil kolektif kimlik ve grup onuru üzerinden açıklanabildiğini inceler.

Bu tür çalışmalar “töre = kan davası” şeklinde bir eşitlik kurmayı desteklemez. Tam tersine, modern toplumlarda “töre” adına gerçekleştirilen belirli uygulamaların tarihsel törenin tamamıyla özdeşleştirilmemesi gerektiğini gösterir.

Töre ile namus, gelenek ve örf aynı şey midir?

Bu kavramlar birbirine yakın olsa da eş anlamlı değildir.

Gelenek, kuşaktan kuşağa aktarılan uygulama ve düşünceleri ifade edebilir.

Adet, belirli bir davranışın tekrarlanarak alışkanlık haline gelmesini anlatır.

Örf, toplum tarafından benimsenmiş ve kabul görmüş uygulama ve normlarla ilişkilidir.

Namus ise ahlaki itibar, onur ve cinsel davranış gibi farklı anlam katmanlarına sahip çok daha özel bir kavramdır.

Töre ise tarihsel Türk toplumlarında bunların bazılarını kapsayabilen fakat özellikle düzen, hukuk, adalet ve toplumsal norm boyutları bulunan daha geniş bir kavramsal çerçevedir. Düzgün'ün tarihsel-kavramsal çalışması da töre ve örfün zaman içinde farklı işlevler ve anlam alanları kazandığını göstermektedir.

Bu ayrım özellikle günümüzde önemlidir. Çünkü “töre cinayeti” gibi ifadeler gündelik dilde belirli şiddet biçimlerini açıklamak için kullanılabilirken, bilimsel analiz açısından hangi normun, hangi toplumsal mekanizma üzerinden ve hangi tarihsel koşullarda etkili olduğunu ayrıca araştırmak gerekir.

Erkekler ve kadınlar töreyi farklı mı değerlendirir?

Bu konuya değinirken kolayca toplumsal cinsiyet kalıplarına düşmek mümkün. “Erkekler daha analitik düşünür, kadınlar daha empatik yaklaşır” şeklindeki genelleme kulağa basit gelebilir; fakat bilimsel veriler bu kadar kesin bir ayrımı desteklemiyor.

Janet Shibley Hyde'ın American Psychologist dergisinde yayımlanan ve 46 meta-analizi değerlendiren çalışması, kadınlar ile erkeklerin psikolojik değişkenlerin büyük bölümünde birbirlerine oldukça benzediğini savunan “gender similarities hypothesis” yaklaşımını ortaya koymuştur. Çalışmada farklılıkların bağlama ve ölçülen özelliğe göre değiştiği belirtilmektedir.

Daha sonraki bir meta-sentez de kadın ve erkekler arasındaki farklılıkların çoğunun sanıldığı kadar büyük olmadığını incelemiştir.

Bununla birlikte bazı ölçümlerde ortalama farklılıklar bulunabiliyor. Örneğin 2024 tarihli bir meta-analiz, bilişsel yansıtma testlerinde erkeklerin ortalama olarak daha yüksek puan aldığını, ancak farkın küçük olduğunu ve test türüne göre değiştiğini bildirmiştir.

Empati konusunda da benzer şekilde daha karmaşık bir tablo var. 2018 tarihli bir meta-analiz 179.546 katılımcıyı ve 186 bağımsız etki büyüklüğünü incelemiş; cinsiyet ile empati arasında anlamlı bir ilişki bulmuş, ancak ilişkinin ölçüm aracı ve yaş gibi değişkenlere göre değiştiğini göstermiştir.

Daha yakın tarihli bir araştırmada ise kadınların öz-bildirim ölçeklerinde daha yüksek empati puanları verdiği, fakat EEG ölçümlerinde aynı farkın görülmediği ve sosyal beklentilerin öz-bildirim sonuçlarını değiştirebildiği bulunmuştur.

Bu nedenle töre tartışmasında erkekleri yalnızca “veri ve mantık”, kadınları ise yalnızca “empati ve sosyal etkiler” üzerinden tanımlamak bilimsel olarak doğru olmaz.

Daha sağlıklı yaklaşım, bu iki bakış açısını cinsiyetlere sabitlemeden tartışmaktır.

Bir erkek törenin tarihsel kaynaklarını, hukuk işlevini ve normatif yapısını inceleyebilir; aynı erkek bu normların bireyler üzerindeki duygusal sonuçlarına da odaklanabilir. Bir kadın törenin aile ve toplum üzerindeki sosyal etkilerini inceleyebilir; aynı zamanda tarihsel belgeleri istatistiksel veya analitik yöntemlerle değerlendirebilir.

Asıl bilimsel mesele cinsiyet değil, kullanılan yöntem ve sorulan sorudur.

Töreyi günümüz açısından nasıl değerlendirmeliyiz?

Bugün “töre” kelimesini kullanırken iki farklı şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Birincisi, tarihsel töre kavramıdır. Bu kavram eski Türk devletlerinde hukuk, siyasal meşruiyet, toplumsal düzen ve ahlak gibi alanlarla ilişkili geniş bir normatif sistem olarak incelenebilir.

İkincisi, modern dönemde “töre” adı altında sürdürülen veya meşrulaştırılan belirli sosyal uygulamalardır. Bunların tarihsel töreyle aynı şey olup olmadığı ayrıca araştırılmalıdır.

Özellikle şiddet söz konusu olduğunda bu ayrım çok önemlidir. Bir uygulamanın “geleneksel” veya “töresel” olarak adlandırılması, onun tarihsel açıdan gerçekten eski törenin bir parçası olduğunu kanıtlamaz. Aynı şekilde geçmişte var olmuş bir normun bulunması, günümüzde hukuken veya etik açıdan geçerli olduğu anlamına da gelmez.

Sosyal bilimlerde normlar durağan değildir. Hukuk, ekonomik koşullar, eğitim, kentleşme, iletişim teknolojileri, aile yapısı ve devlet kurumları toplumsal normların dönüşümünü etkileyebilir. Hukuk ile sosyal normlar arasındaki ilişkiyi inceleyen deneysel çalışmalar da bu ilişkinin tek yönlü olmadığını, hukukun normları etkileyebildiğini göstermektedir.

Törenin en önemli özelliği: Değişmez olmaması

“Töre” denildiğinde bazen değişmez, dokunulmaz ve sonsuza kadar aynı kalması gereken kurallar bütünü düşünülüyor. Oysa tarihsel araştırmalar daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor.

Pamir'in çalışması, törenin farklı kaynaklardan oluşabildiğini ortaya koyarken; Düzgün'ün araştırması da kavramın tarihsel süreç içerisinde anlam değişikliklerine uğradığını gösteriyor.

Bu durum bize önemli bir sosyolojik ilke hatırlatıyor: Toplumsal normlar insanlar tarafından üretilir, aktarılır, yorumlanır ve dönüştürülür.

Dolayısıyla töreyi yalnızca “geçmişten gelen emir” şeklinde değerlendirmek yerine, toplumun düzen ihtiyacına verdiği tarihsel bir cevap olarak incelemek daha açıklayıcıdır.

Bir norm toplumsal koşullar değiştiğinde yeniden yorumlanabilir. Bazı kurallar hukuk sistemine aktarılabilir, bazıları ortadan kalkabilir, bazıları ise sembolik veya kültürel anlamını koruyabilir.

Sonuç: Töre aslında neyi anlatıyor?

Töre, en geniş anlamıyla toplumun düzenini sağlayan normlar, değerler, hukuk ilkeleri ve davranış beklentileriyle bağlantılı tarihsel bir kavramdır. Eski Türk toplumlarında törenin yalnızca geleneksel alışkanlıklar toplamı olmadığı; siyasal iktidar, hukuk, adalet ve toplumsal düzenle yakından ilişkili olduğu akademik literatürde çeşitli çalışmalarla ortaya konmaktadır.

Fakat kavramı modern dönemdeki her türlü “geleneksel” uygulamayla özdeşleştirmek de aynı ölçüde hatalı olabilir. Özellikle şiddet, namus ve kolektif cezalandırma gibi konularda tarihsel bağlam, toplumsal yapı ve somut uygulama ayrı ayrı incelenmelidir.

Bilimsel açıdan bakıldığında töreyi anlamanın en iyi yolu, onu tek bir tanıma hapsetmemektir. Hukuk tarihi bize törenin normatif yapısını; sosyoloji toplumsal işlevini; antropoloji farklı topluluklarda nasıl yaşandığını; psikoloji ise insanların normlara neden uyduğunu anlamamızda yardımcı olur.

Ve belki de araştırmayı gerçekten ilginç hale getiren sorular şunlardır:

Bir toplumun düzenini sağlayan gelenek hangi noktada hukuka dönüşür?

Bir norm toplum tarafından kabul ediliyor diye adil kabul edilebilir mi?

Töre yöneticiyi sınırlandırıyorsa, bunu erken dönem bir hukuk devleti düşüncesi olarak yorumlamak ne ölçüde mümkündür?

Bugün “töre” dediğimiz uygulamaların ne kadarı tarihsel törenin devamı, ne kadarı daha sonraki toplumsal dönüşümlerin ürünüdür?

Ve son olarak, bir toplumun geçmişten gelen normlarını koruması ile değişen insan hakları ve hukuk anlayışına uyum sağlaması arasında nasıl bir denge kurulmalıdır?

Bu soruların her biri, töreyi yalnızca geçmişin bir kavramı olmaktan çıkarıp hukuk, toplum, kültür ve insan davranışının nasıl birlikte şekillendiğini anlamak için kullanılabilecek güçlü bir araştırma alanına dönüştürüyor.

Başlıca akademik kaynaklar:

- Pamir, A. (2009). “Orta-Asya Türk Hukukunda ‘Töre’ Kavramı.” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 58(2), 359-376.

- Düzgün, D. (2021). “Tarihî Seyri İçinde Yüklendikleri Anlam ve İşlevler Bakımından Töre ve Örf Kavramları.” Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 66.

- Hyde, J. S. (2005). “The Gender Similarities Hypothesis.” American Psychologist, 60(6), 581-592.

- Zell, E., Krizan, Z. & Teeter, S. R. (2015). “Evaluating Gender Similarities and Differences Using Metasynthesis.” American Psychologist, 70(1), 10-20.

- Lane, T., Nosenzo, D. & Sonderegger, S. (2023). “Law and Norms: Empirical Evidence.” American Economic Review, 113(5), 1255-1293.

- Yan, Z. & Su, Y. (2018). “Gender Difference in Empathy: The Evidence from Meta-analysis.” Psychological Development and Education, 34(2), 129-136.

- García-Senlle, M. L. ve ark. (2024). “Do Boys Empathize Less than Girls? Exploring the Links Among Empathy, Gender and Sexist Attitudes in Adolescents.” Behavioral Sciences, 14(11), 1065.

Başlık biçimini tutarlı hale getir2026 tarihli çalışmayı yer tutucuyla değiştir

Başlık biçimini tutarlı hale getir

2026 tarihli çalışmayı yer tutucuyla değiştir

Girişte kişisel deneyimi somutlaştır
 
Üst