Umut
New member
Tuğtekin Hangi Bölümde Öldü? “Diriliş Ertuğrul”da Bir Ölüm Sahnesini Toplumsal Cinsiyet, Sınıf ve Kimlik Üzerinden Okumak
“Tuğtekin hangi bölümde öldü?” sorusu ilk bakışta yalnızca dizinin bölüm sırasını öğrenmeye yönelik basit bir merak gibi görünüyor. Oysa Diriliş Ertuğrul izleyicisinin Tuğtekin’in ölümünü hatırlama biçimi, dizinin aile, erkeklik, kadınlık, güç, sadakat, sınıf ve topluluk ilişkilerini nasıl kurduğunu anlamak açısından da ilginç bir kapı açıyor.
Önce doğrudan cevabı verelim: Tuğtekin, Diriliş Ertuğrul’un 59. bölümünde hayatını kaybediyor. TRT 1’in resmi bölüm özetine göre Tuğtekin, Noyan’ın tuzağına düşerek ağır yaralanıyor; Gökçe ile birlikte obaya getiriliyor. Gökçe’nin öldüğü, Tuğtekin’in ise ağır yaralı olduğu belirtiliyor. Daha sonra Ertuğrul obaya geldiğinde, Sungur Tekin’le yaşanan tartışma sırasında Tuğtekin vefat ediyor. TRT1
Burada dikkat çekici olan, ölümün yalnızca bireysel bir trajedi olarak verilmemesi. Tuğtekin’in hikâyesi; aile içindeki iktidar mücadeleleri, erkeklik beklentileri, kadınların karar alma süreçlerindeki konumu ve obadaki statü ilişkileriyle birlikte ilerliyor.
Tuğtekin’in ölümüne giden yol nasıl başladı?
Tuğtekin’in ölümünü anlamak için 59. bölüme doğrudan atlamak yeterli değil. Karakterin yaşadığı dönüşüm daha önceki bölümlerde hazırlanıyor.
Özellikle Korkut Bey’in ölümünden sonra Tuğtekin’in konumu ciddi biçimde değişiyor. TRT 1’in 51. bölüm özetinde, Tuğtekin’in babasının katili olarak Banu Çiçek’i gördüğü ve onu cezalandırmak istediği aktarılıyor. Aynı süreçte Gümüştekin ve Aytolun’un siyasi hesapları, Tuğtekin’in öfkesini ve kararlarını etkiliyor. TRT1
52. bölümde de Banu Çiçek’in kaçırılması nedeniyle Tuğtekin ile Ertuğrul yeniden karşı karşıya geliyor. Tuğtekin olaylardan Ertuğrul’u sorumlu tutarken, Gümüştekin ve Aytolun’un kurduğu siyasi oyunların içerisinde giderek daha fazla sıkışıyor. TRT1
53. bölümde ise önemli bir kırılma yaşanıyor. Tuğtekin, Aytolun’un itiraflarını Ertuğrul’la birlikte gizli bir yerde dinliyor ve duydukları karşısında yıkılıyor. Böylece kendisini yönlendiren kişilerin gerçek yüzüyle karşılaşıyor. TRT1
Dolayısıyla Tuğtekin’in ölümünü sadece Noyan’ın saldırısıyla açıklamak eksik kalır. Karakterin fiziksel ölümünden önce, güvendiği kişiler tarafından manipüle edilmesi ve siyasi çatışmalar içerisinde kendi kararlarını vermekte zorlanması gibi daha uzun bir hikâye bulunuyor.
Tuğtekin’in erkekliği neden sürekli sınanıyor?
Dizide erkek karakterlerin toplumsal konumu büyük ölçüde savaşma, koruma, liderlik etme ve aile adına karar verme kapasitesi üzerinden kuruluyor.
Tuğtekin de bu düzenin içinde hareket ediyor. Bir bey oğlu olarak ondan yalnızca güçlü olması değil, gerektiğinde intikam alması, ailesinin onurunu savunması ve çevresindekileri koruması bekleniyor.
Burada “erkekler böyledir” gibi genellemeler yapmak doğru olmaz. Gerçek hayatta erkeklerin erkeklik deneyimleri yaş, sınıf, eğitim, aile yapısı, kültür ve kişisel tercihlere göre önemli ölçüde değişiyor. Ancak dizinin kurduğu anlatı dünyasında belirli bir erkeklik modeli özellikle öne çıkarılıyor: güçlü, savaşçı, fedakâr ve gerektiğinde şiddete başvurabilen erkek.
Tuğtekin’in yaşadığı öfke krizlerinin bir kısmını da bu beklenti üzerinden okumak mümkün.
Bir erkek karakter acısını göstermek yerine öfkesini göstermeye yöneldiğinde aslında yalnızca “kişisel olarak sinirli” değildir; içinde bulunduğu toplumsal ortam da bu davranışı ödüllendiriyor olabilir.
Bu noktada ilginç bir soru ortaya çıkıyor:
Bir erkeğe sürekli “aileni korumalısın, güçlü olmalısın, geri adım atmamalısın” denildiğinde, onun korkusunu veya yasını ifade etmesi ne kadar mümkün olur?
Bu soru yalnızca Tuğtekin için değil, günümüzdeki erkeklik tartışmaları açısından da önemli.
Nitekim Türkiye üzerine yapılan araştırmalar, erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının tek tip olmadığını gösteriyor. Ankara’da 780 erkekle yapılan bir araştırmada, katılımcıların eşitlikçi cinsiyet rolü boyutunda görece yüksek tutumlar sergiledikleri, ancak evlilik ve geleneksel roller konusunda farklılaşmalar bulunduğu görülmüştür. DergiPark
Bu bulgu önemli çünkü erkekleri tek bir toplumsal kategori olarak görmek yerine, farklı erkeklik deneyimlerinin bulunduğunu hatırlatıyor.
Kadın karakterler bu yapının neresinde duruyor?
Tuğtekin’in hikâyesi kadın karakterlerden bağımsız düşünülemez.
Aytolun, Selcan, Gökçe, Hayme Ana, Halime ve Banu Çiçek gibi karakterlerin her biri farklı biçimlerde güç ilişkilerinin içerisinde yer alıyor. Kadın karakterler yalnızca erkek karakterlerin hikâyesini destekleyen kişiler olarak değil, olayların yönünü değiştiren aktörler olarak da kullanılıyor.
Örneğin Aytolun’un siyasi hesapları, Tuğtekin’in kararlarını doğrudan etkiliyor. Selcan ve Banu Çiçek ise farklı biçimlerde kendi iradelerini ortaya koymaya çalışıyor. Gökçe’nin hikâyesinde ise aşk, aile ve sadakat birbirine karışıyor.
Bu nedenle dizideki kadınlık temsilini sadece “güçlü kadın” veya “geleneksel kadın” şeklinde tek bir kategoriye koymak yeterli değil.
Akademik bir çalışma da Diriliş Ertuğrul dizisindeki kadın temsillerinin izleyiciler tarafından toplumsal cinsiyet ve milliyetçilikle bağlantılı biçimde değerlendirildiğini ortaya koyuyor. Selinay Yılmazer ve Ozan Aşık’ın 38 kişiyle gerçekleştirdiği alımlama araştırmasında, dizideki erken dönem Osmanlı-Türk kadını imajı ile katılımcıların günümüz Türk kadınlığına ilişkin düşünceleri arasında bağlantılar bulunduğu belirtiliyor. DergiPark
Bu noktada kadın izleyicilerin deneyimlerini de tek bir kalıba sokmamak gerekiyor. Bir kadın izleyici Gökçe’nin fedakârlığını kendisine yakın bulabilirken, başka bir izleyici aynı karakterin toplumsal beklentiler nedeniyle yaşadığı sınırlılıkları daha fazla fark edebilir.
Dolayısıyla “kadınlar bu sahneyi şöyle değerlendirir” demek yerine, kadınların farklı sosyal konumlarından hareketle aynı anlatıyı farklı biçimlerde deneyimleyebileceğini kabul etmek daha sağlıklı.
Kadınların görünmeyen emeği ile obadaki yaşam arasında nasıl bir bağlantı var?
Dizinin tarihsel atmosferi ile günümüz toplumunu birebir eşitlemek mümkün değil. Ancak dizideki toplumsal düzen, bakım, aile, evlilik ve kadınlık rollerini düşünmek için bir kurgu alanı sağlıyor.
Gerçek hayatta kadınların bakım emeğinin önemli bir bölümünü üstlenmesi hâlâ ciddi bir eşitsizlik alanı. UN Women verilerine göre Türkiye’de kadınlar ücretsiz ev ve bakım işlerine erkeklerden çok daha fazla zaman ayırıyor; kurumun Türkiye verilerinde kadınların 15 yaş ve üzerindeki toplam zamanlarının yüzde 19,2’sinin ücretsiz bakım ve ev işlerine, erkeklerin ise yüzde 3,7’sinin ayrıldığı görülüyor. UN Women Data Hub
Bu durum, “kadın doğal olarak bakım verir” düşüncesinin biyolojik bir gerçeklik olmadığını, sosyal normlarla da şekillendiğini göstermesi bakımından önemli.
Dizideki kadın karakterlere bakarken de benzer bir soru sorabiliriz:
Bir toplum kadınlardan sürekli fedakârlık, sabır ve aileyi bir arada tutma görevi beklediğinde, onların kendi arzuları ve gelecek planları nerede kalıyor?
UN Women da toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin yalnızca bireysel tutumlardan değil, kadınlara ve erkeklere aile ve toplum içerisinde farklı roller yükleyen yerleşik normlardan kaynaklandığını vurguluyor. ECA UN Women
Peki sınıf meselesi nerede ortaya çıkıyor?
Tuğtekin’in hikâyesinde sınıf, modern anlamda “işçi sınıfı-orta sınıf-zengin sınıf” biçiminde anlatılmıyor. Buna rağmen güçlü bir statü hiyerarşisi var.
Beyler, alpler, aileler, obalar, devlet görevlileri ve savaşçılar arasında farklı yetki alanları bulunuyor.
Özellikle Gümüştekin’in uç beyi olması önemli. TRT 1’in 52. bölüm özetinde Gümüştekin’in Türkmen obalarının başına uç beyi olarak atanması ve Ertuğrul’un bu görevlendirmeye karşı çıkması anlatılıyor. TRT1
Bu durum, dizide statünün sadece kişisel yeteneklerle değil, siyasi bağlantılar ve güç merkezleriyle de ilişkili olduğunu gösteriyor.
Tuğtekin de bu hiyerarşinin içinde doğmuş biri. Dolayısıyla onun ayrıcalıkları olduğu kadar sorumlulukları da var.
Burada sınıf analizinin önemli noktalarından biri şu:
İktidar sahibi olmak, kişinin her durumda özgür olduğu anlamına gelmiyor.
Tuğtekin bir bey ailesinin mensubu olmasına rağmen siyasi manipülasyonların hedefi hâline gelebiliyor. Güçlü görünen bir erkek karakter bile kendisinden daha büyük siyasi yapıların içinde araç hâline gelebiliyor.
Irk ve etnik kimlik meselesini nasıl okumalıyız?
Bu konuda özellikle dikkatli olmak gerekiyor. Diriliş Ertuğrul tarihsel gerçekliğin birebir kaydı değil; dramatik bir televizyon yapımıdır. Bu nedenle dizideki “Türk”, “Moğol”, “Türkmen” ve benzeri kimliklerin doğrudan günümüz ırk kategorileriyle eşleştirilmesi anakronik olabilir.
Daha doğru yaklaşım, dizinin farklı toplulukları nasıl “biz” ve “öteki” biçiminde kurguladığını incelemek.
Noyan karakterinin temsil ettiği Moğol tehdidi, anlatıda yalnızca bireysel bir düşmanlık değil, daha geniş bir siyasi ve kültürel çatışmanın parçası olarak işleniyor. Tuğtekin’in ölümüne yol açan süreç de bu çatışmanın içinde gelişiyor.
Bu nedenle “ırk” kavramından ziyade etnik kimlik, siyasi aidiyet ve ötekileştirme kavramları daha açıklayıcı olabilir.
Bugün de farklı toplumlarda insanlar yalnızca bireysel özellikleriyle değil, ait oldukları düşünülen gruplar üzerinden değerlendirilebiliyor. Medya anlatıları bu grup algılarının oluşmasında önemli rol oynayabiliyor.
Tam da burada izleyiciye şu soruyu bırakmak gerekiyor:
Bir dizide belirli bir topluluk sürekli tehdit, düşmanlık veya barbarlıkla ilişkilendirildiğinde, bu temsil tarihsel bir anlatının parçası olarak mı kalır, yoksa günümüz izleyicisinin başka gruplara ilişkin algılarını da etkileyebilir mi?
Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı neden önemli?
Toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri konuşulurken erkekleri yalnızca sorunun parçası olarak görmek de açıklayıcı değil.
Erkeklerin çözüm süreçlerine katılması gerekiyor. Ancak burada da “erkekler çözüm odaklıdır” şeklinde bir genelleme yapmak yerine, bazı erkeklerin toplumsal normları değiştirmek için aktif sorumluluk alabildiğini söylemek daha doğru.
UN Women, toplumsal cinsiyet eşitliği için erkeklerin ve erkek çocukların sürece dahil edilmesini; bakım sorumluluğunun paylaşılmasını ve zararlı erkeklik kalıplarının sorgulanmasını özellikle vurguluyor. UN Women
Bu açıdan Tuğtekin’in hikâyesi farklı bir erkeklik ihtimalini düşünmemize de yardımcı olabilir.
Güçlü olmak yalnızca savaşmak mıdır?
Ailesini korumak yalnızca düşmanla mücadele etmek midir?
Bir erkeğin yas tutması, korktuğunu söylemesi veya yardım istemesi zayıflık mıdır?
Belki de dizinin erkek karakterleri üzerinden tartışılması gereken en önemli meselelerden biri budur.
Tuğtekin’in ölümü neden izleyicide bu kadar güçlü bir etki bırakıyor?
Çünkü Tuğtekin’in ölümü yalnızca bir karakterin hikâyeden çıkması değil, bir sosyal çevrenin dağılması anlamına geliyor.
Gökçe’nin ölümüyle birlikte düşündüğümüzde, olay aile bağlarını, aşkı, dostluğu ve siyasi mücadeleyi aynı anda etkiliyor. TRT 1’in 59. bölüm özetinde Tuğtekin’in ağır yaralı şekilde obaya getirilmesi ve daha sonra hayatını kaybetmesi özellikle vurgulanıyor. TRT1
Üstelik bu ölüm, Ertuğrul’un intikam yemini etmesine kadar uzanan yeni bir hikâye başlatıyor.
Burada kişisel deneyim konusunda önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Benim dizi izleme veya kişisel yaşam deneyimim yok; dolayısıyla Tuğtekin’in ölümünü “ben izlerken şöyle hissettim” diye kişisel bir anı gibi anlatmam doğru olmaz. Buna karşılık akademik araştırmalar, resmi bölüm özetleri ve toplumsal cinsiyet araştırmaları üzerinden yapılan analiz, kişisel izlenim ile doğrulanabilir bilgi arasındaki farkı korumaya yardımcı oluyor.
Sonuç: Tuğtekin’in ölümü bize ne söylüyor?
Tuğtekin’in 59. bölümde ölmesi, Diriliş Ertuğrul açısından önemli bir dramatik kırılma noktasıdır. Fakat bu sahneyi yalnızca “Tuğtekin Noyan tarafından yaralandı ve öldü” şeklinde okumak, karakterin hikâyesindeki sosyal boyutları gözden kaçırabilir.
Tuğtekin; erkeklik beklentilerinin, aile sadakatinin, siyasi manipülasyonun, statü hiyerarşisinin ve topluluk aidiyetinin kesiştiği bir karakterdir.
Kadın karakterlerin deneyimleri ise aile ve toplum beklentilerinin kadınların hayatlarını nasıl şekillendirebildiğini tartışmak için ayrı bir alan açıyor. Gerçek hayattaki veriler de bakım emeği ve toplumsal cinsiyet normlarının hâlâ eşitsizlik ürettiğini gösteriyor. UN Women Data Hub+1
Sınıf açısından baktığımızda ise bireylerin yalnızca kişisel iradeleriyle değil, içerisinde bulundukları statü ve güç ilişkileriyle de şekillendiğini görüyoruz.
Etnik kimlik açısından ise dizinin “biz” ve “öteki” anlatıları, tarihsel dramaların kimlik inşasını nasıl kullandığı üzerine düşünmemizi sağlıyor.
Belki de Tuğtekin’in ölümünü bugün hâlâ konuşmamızın nedeni tam olarak burada yatıyor: Bir karakterin ölümü, onun içinde bulunduğu toplumun nasıl çalıştığını görmemiz için bir pencereye dönüşebiliyor.
Ve forum tartışmasını şu sorularla açmak mümkün:
Tuğtekin’in aldığı kararlar ne ölçüde kendi tercihleriydi, ne ölçüde ailesinin ve toplumun ondan beklediği erkeklik rolünün sonucuydu?
Dizide kadın karakterler gerçekten kendi hikâyelerinin öznesi mi, yoksa çoğu zaman erkek karakterlerin mücadelelerini ilerleten anlatı araçları mı?
Bir erkeğin gücünü şiddet yerine iletişim, bakım ve duygusal sorumluluk üzerinden göstermesi, Tuğtekin gibi karakterlerin hikâyesini nasıl değiştirirdi?
Dizideki Türk-Moğol karşıtlığını tarihsel bir çatışma olarak değerlendirmek ile günümüz kimlik algıları açısından eleştirel okumak arasında nasıl bir denge kurulmalı?
Ve en önemlisi: Bir toplumun erkeklerden “güçlü”, kadınlardan “fedakâr” olmasını beklemesi, aslında hem kadınları hem de erkekleri hangi görünmez sınırlar içine hapsediyor?
“Tuğtekin hangi bölümde öldü?” sorusu ilk bakışta yalnızca dizinin bölüm sırasını öğrenmeye yönelik basit bir merak gibi görünüyor. Oysa Diriliş Ertuğrul izleyicisinin Tuğtekin’in ölümünü hatırlama biçimi, dizinin aile, erkeklik, kadınlık, güç, sadakat, sınıf ve topluluk ilişkilerini nasıl kurduğunu anlamak açısından da ilginç bir kapı açıyor.
Önce doğrudan cevabı verelim: Tuğtekin, Diriliş Ertuğrul’un 59. bölümünde hayatını kaybediyor. TRT 1’in resmi bölüm özetine göre Tuğtekin, Noyan’ın tuzağına düşerek ağır yaralanıyor; Gökçe ile birlikte obaya getiriliyor. Gökçe’nin öldüğü, Tuğtekin’in ise ağır yaralı olduğu belirtiliyor. Daha sonra Ertuğrul obaya geldiğinde, Sungur Tekin’le yaşanan tartışma sırasında Tuğtekin vefat ediyor. TRT1
Burada dikkat çekici olan, ölümün yalnızca bireysel bir trajedi olarak verilmemesi. Tuğtekin’in hikâyesi; aile içindeki iktidar mücadeleleri, erkeklik beklentileri, kadınların karar alma süreçlerindeki konumu ve obadaki statü ilişkileriyle birlikte ilerliyor.
Tuğtekin’in ölümüne giden yol nasıl başladı?
Tuğtekin’in ölümünü anlamak için 59. bölüme doğrudan atlamak yeterli değil. Karakterin yaşadığı dönüşüm daha önceki bölümlerde hazırlanıyor.
Özellikle Korkut Bey’in ölümünden sonra Tuğtekin’in konumu ciddi biçimde değişiyor. TRT 1’in 51. bölüm özetinde, Tuğtekin’in babasının katili olarak Banu Çiçek’i gördüğü ve onu cezalandırmak istediği aktarılıyor. Aynı süreçte Gümüştekin ve Aytolun’un siyasi hesapları, Tuğtekin’in öfkesini ve kararlarını etkiliyor. TRT1
52. bölümde de Banu Çiçek’in kaçırılması nedeniyle Tuğtekin ile Ertuğrul yeniden karşı karşıya geliyor. Tuğtekin olaylardan Ertuğrul’u sorumlu tutarken, Gümüştekin ve Aytolun’un kurduğu siyasi oyunların içerisinde giderek daha fazla sıkışıyor. TRT1
53. bölümde ise önemli bir kırılma yaşanıyor. Tuğtekin, Aytolun’un itiraflarını Ertuğrul’la birlikte gizli bir yerde dinliyor ve duydukları karşısında yıkılıyor. Böylece kendisini yönlendiren kişilerin gerçek yüzüyle karşılaşıyor. TRT1
Dolayısıyla Tuğtekin’in ölümünü sadece Noyan’ın saldırısıyla açıklamak eksik kalır. Karakterin fiziksel ölümünden önce, güvendiği kişiler tarafından manipüle edilmesi ve siyasi çatışmalar içerisinde kendi kararlarını vermekte zorlanması gibi daha uzun bir hikâye bulunuyor.
Tuğtekin’in erkekliği neden sürekli sınanıyor?
Dizide erkek karakterlerin toplumsal konumu büyük ölçüde savaşma, koruma, liderlik etme ve aile adına karar verme kapasitesi üzerinden kuruluyor.
Tuğtekin de bu düzenin içinde hareket ediyor. Bir bey oğlu olarak ondan yalnızca güçlü olması değil, gerektiğinde intikam alması, ailesinin onurunu savunması ve çevresindekileri koruması bekleniyor.
Burada “erkekler böyledir” gibi genellemeler yapmak doğru olmaz. Gerçek hayatta erkeklerin erkeklik deneyimleri yaş, sınıf, eğitim, aile yapısı, kültür ve kişisel tercihlere göre önemli ölçüde değişiyor. Ancak dizinin kurduğu anlatı dünyasında belirli bir erkeklik modeli özellikle öne çıkarılıyor: güçlü, savaşçı, fedakâr ve gerektiğinde şiddete başvurabilen erkek.
Tuğtekin’in yaşadığı öfke krizlerinin bir kısmını da bu beklenti üzerinden okumak mümkün.
Bir erkek karakter acısını göstermek yerine öfkesini göstermeye yöneldiğinde aslında yalnızca “kişisel olarak sinirli” değildir; içinde bulunduğu toplumsal ortam da bu davranışı ödüllendiriyor olabilir.
Bu noktada ilginç bir soru ortaya çıkıyor:
Bir erkeğe sürekli “aileni korumalısın, güçlü olmalısın, geri adım atmamalısın” denildiğinde, onun korkusunu veya yasını ifade etmesi ne kadar mümkün olur?
Bu soru yalnızca Tuğtekin için değil, günümüzdeki erkeklik tartışmaları açısından da önemli.
Nitekim Türkiye üzerine yapılan araştırmalar, erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının tek tip olmadığını gösteriyor. Ankara’da 780 erkekle yapılan bir araştırmada, katılımcıların eşitlikçi cinsiyet rolü boyutunda görece yüksek tutumlar sergiledikleri, ancak evlilik ve geleneksel roller konusunda farklılaşmalar bulunduğu görülmüştür. DergiPark
Bu bulgu önemli çünkü erkekleri tek bir toplumsal kategori olarak görmek yerine, farklı erkeklik deneyimlerinin bulunduğunu hatırlatıyor.
Kadın karakterler bu yapının neresinde duruyor?
Tuğtekin’in hikâyesi kadın karakterlerden bağımsız düşünülemez.
Aytolun, Selcan, Gökçe, Hayme Ana, Halime ve Banu Çiçek gibi karakterlerin her biri farklı biçimlerde güç ilişkilerinin içerisinde yer alıyor. Kadın karakterler yalnızca erkek karakterlerin hikâyesini destekleyen kişiler olarak değil, olayların yönünü değiştiren aktörler olarak da kullanılıyor.
Örneğin Aytolun’un siyasi hesapları, Tuğtekin’in kararlarını doğrudan etkiliyor. Selcan ve Banu Çiçek ise farklı biçimlerde kendi iradelerini ortaya koymaya çalışıyor. Gökçe’nin hikâyesinde ise aşk, aile ve sadakat birbirine karışıyor.
Bu nedenle dizideki kadınlık temsilini sadece “güçlü kadın” veya “geleneksel kadın” şeklinde tek bir kategoriye koymak yeterli değil.
Akademik bir çalışma da Diriliş Ertuğrul dizisindeki kadın temsillerinin izleyiciler tarafından toplumsal cinsiyet ve milliyetçilikle bağlantılı biçimde değerlendirildiğini ortaya koyuyor. Selinay Yılmazer ve Ozan Aşık’ın 38 kişiyle gerçekleştirdiği alımlama araştırmasında, dizideki erken dönem Osmanlı-Türk kadını imajı ile katılımcıların günümüz Türk kadınlığına ilişkin düşünceleri arasında bağlantılar bulunduğu belirtiliyor. DergiPark
Bu noktada kadın izleyicilerin deneyimlerini de tek bir kalıba sokmamak gerekiyor. Bir kadın izleyici Gökçe’nin fedakârlığını kendisine yakın bulabilirken, başka bir izleyici aynı karakterin toplumsal beklentiler nedeniyle yaşadığı sınırlılıkları daha fazla fark edebilir.
Dolayısıyla “kadınlar bu sahneyi şöyle değerlendirir” demek yerine, kadınların farklı sosyal konumlarından hareketle aynı anlatıyı farklı biçimlerde deneyimleyebileceğini kabul etmek daha sağlıklı.
Kadınların görünmeyen emeği ile obadaki yaşam arasında nasıl bir bağlantı var?
Dizinin tarihsel atmosferi ile günümüz toplumunu birebir eşitlemek mümkün değil. Ancak dizideki toplumsal düzen, bakım, aile, evlilik ve kadınlık rollerini düşünmek için bir kurgu alanı sağlıyor.
Gerçek hayatta kadınların bakım emeğinin önemli bir bölümünü üstlenmesi hâlâ ciddi bir eşitsizlik alanı. UN Women verilerine göre Türkiye’de kadınlar ücretsiz ev ve bakım işlerine erkeklerden çok daha fazla zaman ayırıyor; kurumun Türkiye verilerinde kadınların 15 yaş ve üzerindeki toplam zamanlarının yüzde 19,2’sinin ücretsiz bakım ve ev işlerine, erkeklerin ise yüzde 3,7’sinin ayrıldığı görülüyor. UN Women Data Hub
Bu durum, “kadın doğal olarak bakım verir” düşüncesinin biyolojik bir gerçeklik olmadığını, sosyal normlarla da şekillendiğini göstermesi bakımından önemli.
Dizideki kadın karakterlere bakarken de benzer bir soru sorabiliriz:
Bir toplum kadınlardan sürekli fedakârlık, sabır ve aileyi bir arada tutma görevi beklediğinde, onların kendi arzuları ve gelecek planları nerede kalıyor?
UN Women da toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin yalnızca bireysel tutumlardan değil, kadınlara ve erkeklere aile ve toplum içerisinde farklı roller yükleyen yerleşik normlardan kaynaklandığını vurguluyor. ECA UN Women
Peki sınıf meselesi nerede ortaya çıkıyor?
Tuğtekin’in hikâyesinde sınıf, modern anlamda “işçi sınıfı-orta sınıf-zengin sınıf” biçiminde anlatılmıyor. Buna rağmen güçlü bir statü hiyerarşisi var.
Beyler, alpler, aileler, obalar, devlet görevlileri ve savaşçılar arasında farklı yetki alanları bulunuyor.
Özellikle Gümüştekin’in uç beyi olması önemli. TRT 1’in 52. bölüm özetinde Gümüştekin’in Türkmen obalarının başına uç beyi olarak atanması ve Ertuğrul’un bu görevlendirmeye karşı çıkması anlatılıyor. TRT1
Bu durum, dizide statünün sadece kişisel yeteneklerle değil, siyasi bağlantılar ve güç merkezleriyle de ilişkili olduğunu gösteriyor.
Tuğtekin de bu hiyerarşinin içinde doğmuş biri. Dolayısıyla onun ayrıcalıkları olduğu kadar sorumlulukları da var.
Burada sınıf analizinin önemli noktalarından biri şu:
İktidar sahibi olmak, kişinin her durumda özgür olduğu anlamına gelmiyor.
Tuğtekin bir bey ailesinin mensubu olmasına rağmen siyasi manipülasyonların hedefi hâline gelebiliyor. Güçlü görünen bir erkek karakter bile kendisinden daha büyük siyasi yapıların içinde araç hâline gelebiliyor.
Irk ve etnik kimlik meselesini nasıl okumalıyız?
Bu konuda özellikle dikkatli olmak gerekiyor. Diriliş Ertuğrul tarihsel gerçekliğin birebir kaydı değil; dramatik bir televizyon yapımıdır. Bu nedenle dizideki “Türk”, “Moğol”, “Türkmen” ve benzeri kimliklerin doğrudan günümüz ırk kategorileriyle eşleştirilmesi anakronik olabilir.
Daha doğru yaklaşım, dizinin farklı toplulukları nasıl “biz” ve “öteki” biçiminde kurguladığını incelemek.
Noyan karakterinin temsil ettiği Moğol tehdidi, anlatıda yalnızca bireysel bir düşmanlık değil, daha geniş bir siyasi ve kültürel çatışmanın parçası olarak işleniyor. Tuğtekin’in ölümüne yol açan süreç de bu çatışmanın içinde gelişiyor.
Bu nedenle “ırk” kavramından ziyade etnik kimlik, siyasi aidiyet ve ötekileştirme kavramları daha açıklayıcı olabilir.
Bugün de farklı toplumlarda insanlar yalnızca bireysel özellikleriyle değil, ait oldukları düşünülen gruplar üzerinden değerlendirilebiliyor. Medya anlatıları bu grup algılarının oluşmasında önemli rol oynayabiliyor.
Tam da burada izleyiciye şu soruyu bırakmak gerekiyor:
Bir dizide belirli bir topluluk sürekli tehdit, düşmanlık veya barbarlıkla ilişkilendirildiğinde, bu temsil tarihsel bir anlatının parçası olarak mı kalır, yoksa günümüz izleyicisinin başka gruplara ilişkin algılarını da etkileyebilir mi?
Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı neden önemli?
Toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri konuşulurken erkekleri yalnızca sorunun parçası olarak görmek de açıklayıcı değil.
Erkeklerin çözüm süreçlerine katılması gerekiyor. Ancak burada da “erkekler çözüm odaklıdır” şeklinde bir genelleme yapmak yerine, bazı erkeklerin toplumsal normları değiştirmek için aktif sorumluluk alabildiğini söylemek daha doğru.
UN Women, toplumsal cinsiyet eşitliği için erkeklerin ve erkek çocukların sürece dahil edilmesini; bakım sorumluluğunun paylaşılmasını ve zararlı erkeklik kalıplarının sorgulanmasını özellikle vurguluyor. UN Women
Bu açıdan Tuğtekin’in hikâyesi farklı bir erkeklik ihtimalini düşünmemize de yardımcı olabilir.
Güçlü olmak yalnızca savaşmak mıdır?
Ailesini korumak yalnızca düşmanla mücadele etmek midir?
Bir erkeğin yas tutması, korktuğunu söylemesi veya yardım istemesi zayıflık mıdır?
Belki de dizinin erkek karakterleri üzerinden tartışılması gereken en önemli meselelerden biri budur.
Tuğtekin’in ölümü neden izleyicide bu kadar güçlü bir etki bırakıyor?
Çünkü Tuğtekin’in ölümü yalnızca bir karakterin hikâyeden çıkması değil, bir sosyal çevrenin dağılması anlamına geliyor.
Gökçe’nin ölümüyle birlikte düşündüğümüzde, olay aile bağlarını, aşkı, dostluğu ve siyasi mücadeleyi aynı anda etkiliyor. TRT 1’in 59. bölüm özetinde Tuğtekin’in ağır yaralı şekilde obaya getirilmesi ve daha sonra hayatını kaybetmesi özellikle vurgulanıyor. TRT1
Üstelik bu ölüm, Ertuğrul’un intikam yemini etmesine kadar uzanan yeni bir hikâye başlatıyor.
Burada kişisel deneyim konusunda önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Benim dizi izleme veya kişisel yaşam deneyimim yok; dolayısıyla Tuğtekin’in ölümünü “ben izlerken şöyle hissettim” diye kişisel bir anı gibi anlatmam doğru olmaz. Buna karşılık akademik araştırmalar, resmi bölüm özetleri ve toplumsal cinsiyet araştırmaları üzerinden yapılan analiz, kişisel izlenim ile doğrulanabilir bilgi arasındaki farkı korumaya yardımcı oluyor.
Sonuç: Tuğtekin’in ölümü bize ne söylüyor?
Tuğtekin’in 59. bölümde ölmesi, Diriliş Ertuğrul açısından önemli bir dramatik kırılma noktasıdır. Fakat bu sahneyi yalnızca “Tuğtekin Noyan tarafından yaralandı ve öldü” şeklinde okumak, karakterin hikâyesindeki sosyal boyutları gözden kaçırabilir.
Tuğtekin; erkeklik beklentilerinin, aile sadakatinin, siyasi manipülasyonun, statü hiyerarşisinin ve topluluk aidiyetinin kesiştiği bir karakterdir.
Kadın karakterlerin deneyimleri ise aile ve toplum beklentilerinin kadınların hayatlarını nasıl şekillendirebildiğini tartışmak için ayrı bir alan açıyor. Gerçek hayattaki veriler de bakım emeği ve toplumsal cinsiyet normlarının hâlâ eşitsizlik ürettiğini gösteriyor. UN Women Data Hub+1
Sınıf açısından baktığımızda ise bireylerin yalnızca kişisel iradeleriyle değil, içerisinde bulundukları statü ve güç ilişkileriyle de şekillendiğini görüyoruz.
Etnik kimlik açısından ise dizinin “biz” ve “öteki” anlatıları, tarihsel dramaların kimlik inşasını nasıl kullandığı üzerine düşünmemizi sağlıyor.
Belki de Tuğtekin’in ölümünü bugün hâlâ konuşmamızın nedeni tam olarak burada yatıyor: Bir karakterin ölümü, onun içinde bulunduğu toplumun nasıl çalıştığını görmemiz için bir pencereye dönüşebiliyor.
Ve forum tartışmasını şu sorularla açmak mümkün:
Tuğtekin’in aldığı kararlar ne ölçüde kendi tercihleriydi, ne ölçüde ailesinin ve toplumun ondan beklediği erkeklik rolünün sonucuydu?
Dizide kadın karakterler gerçekten kendi hikâyelerinin öznesi mi, yoksa çoğu zaman erkek karakterlerin mücadelelerini ilerleten anlatı araçları mı?
Bir erkeğin gücünü şiddet yerine iletişim, bakım ve duygusal sorumluluk üzerinden göstermesi, Tuğtekin gibi karakterlerin hikâyesini nasıl değiştirirdi?
Dizideki Türk-Moğol karşıtlığını tarihsel bir çatışma olarak değerlendirmek ile günümüz kimlik algıları açısından eleştirel okumak arasında nasıl bir denge kurulmalı?
Ve en önemlisi: Bir toplumun erkeklerden “güçlü”, kadınlardan “fedakâr” olmasını beklemesi, aslında hem kadınları hem de erkekleri hangi görünmez sınırlar içine hapsediyor?